16 Haz İran-ABD barışı Türk turizmine nefes aldırdı
Amerika ve İran arasında ilan edilen resmi ateşkes, hava sahası kısıtlamaları ve uçuş iptalleriyle sarsılan Türk turizminde iyimser bir hava yarattı. İstanbul Arel Üniversitesi Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Aslı Mert Karagöz, bölgedeki barış ikliminin ve Türkiye’nin yüksek yatak kapasitesinin son dakika rezervasyonlarında büyük bir avantaja dönüşebileceğini vurgulayarak, “Kriz bittiği anda dünyada en hızlı toparlanacak ülkelerin başında geliyoruz, sezonu sonbahara yaymalıyız” dedi.
Haber: Kaan Engin
İran, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ekseninde aylardır tırmanan, sivil havacılık koridorlarını kapatma noktasına getiren ve küresel güvenlik algısını zedeleyen jeopolitik kriz, uluslararası diplomasinin yoğun çabaları sonucunda yerini resmi bir ateşkese bıraktı. Sıcak çatışma döneminde rotasını değiştirmek zorunda kalan yolcu uçakları, Türk Hava Yolları (THY) başta olmak üzere global havayolu şirketlerinin iptal edilen yüzlerce seferi ve Körfez hatlarındaki geçici durdurma kararları, Türk turizminde ciddi bir tedirginliğe yol açmıştı. Ancak iki büyük gücün, ABD ve İran’ın barış anlaşmasına imza atması, küresel piyasalarla birlikte Akdeniz turizm çanağında da kartların yeniden dağıtılmasına zemin hazırladı.
Sürecin makroekonomik ve sektörel yansımalarını değerlendiren İstanbul Arel Üniversitesi Meslek Yüksekokulu, Seyahat-Turizm ve Eğlence Hizmetleri Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Aslı Mert Karagöz, turizmin yapısal özelliklerine dikkat çekerek çok önemli bir felsefi yaklaşıma vurgu yaptı. Turizmin kelimenin tam anlamıyla bir ülkenin ekonomik motoru, yani “lokomotif sektörü” olduğunu belirten Dr. Karagöz, aynı zamanda en ufak küresel ya da bölgesel sarsıntıdan doğrudan etkilenen, literatürde “kelebek etkisi” olarak adlandırılan aşırı kırılgan bir yapıya sahip olduğunu ifade etti:
“TÜRSAB’ın resmi duyurularına, havayolu şirketlerinin kriz anındaki bültenlerine baktığımızda, sıcak çatışma evresinde operasyonel olarak çok zorlu bir sınav verdiğimiz ortadaydı. Havalarında savaş uçaklarının uçtuğu bir coğrafyaya yabancı turisti getirmek dünyanın en zor işidir. Ancak bugün nihayet Amerika ve İran’ın resmi bir ateşkes ilan etmesi, arka planda ekonomik veya diplomatik dengelerin bir şekilde uzlaşmaya zemin hazırladığını gösteriyor. Resmi makamlardan bu yönde açıklamaların gelmesi kesinlikle olumlu bir senaryodur. Fakat turizm profesyonelleri ve akademisyenler olarak bizim şu an tam ‘pozisyonun ortasında’ olduğumuzu görmemiz gerekiyor. Yani önümüze resmiyet kazanan bu barış, yarından sonraya sihirli bir değnek dokundurmayacak; fakat orta ve uzun vadeli aksiyonlar için elimizi kesinlikle rahatlatacaktır.”
Türkiye’nin stratejik kalkınma planlarında ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın projeksiyonlarında bu yıl için önüne koyduğu 64 milyar dolarlık devasa bir turizm geliri hedefi bulunuyordu. Ancak yılın ilk yarısında tırmanan gerilimler, sınır ötesi operasyonlar ve bölgesel istikrarsızlık, kamuoyunda “Bu sene bu hedefe yaklaşamayacağız” algısını ve bilgisini kemikleştirdi. Dr. Öğr. Üyesi Aslı Mert Karagöz, bu sayısal hedefin akıbetini ve turizm operasyonlarının zamanlama matematiğini şu sözlerle deşifre etti:
“Sektörel araştırmaları ve güncel verileri okuduğumuzda, evet, yaşanan bu jeopolitik dalgalanmalardan ötürü hedeflenen o tepe rakama (64 milyar dolar) tam anlamıyla ulaşılamayacağı öngörülüyor. Bu bir bilgi olarak masamızda duruyor. Neden mi? Çünkü turizmde zamanlama her şeydir. Şu an takvim olarak haziran ayındayız. Temmuz ve ağustos aylarına ait paket turlar, büyük tur operatörlerinin gerçekleştirdiği ‘incoming’ (karşılama) operasyonları çok öncesinden satıldı, neredeyse sistem ‘çakılı’ durumda. Turizm sektörü, tarifeli seferlerden ziyade, büyük tur operatörlerinin aylar öncesinden yaptığı ‘charter’ (kiralık) uçuş anlaşmalarıyla döner. Bunların bir kısmı zaten önceden onaylanmıştı, dolayısıyla kemik kitlede radikal bir kayıp belki yok ama yeni akışta ciddi bir duraksama ve rezervasyon hızı yavaşlaması yaşadık.”
Peki, bu karamsar tablo aşılabilir mi? Dr. Karagöz’e göre Türkiye’nin elinde oyunun kaderini değiştirecek iki büyük koz bulunuyor: Yüksek yatak kapasitesi ve son dakika (last-minute) rezervasyonlarını absorbe edebilme kabiliyeti.
“Sayısal hedef belki tam tutmayabilir ama enseyi karartmamak gerek. Türkiye’nin burada çok ciddi bir esnekliği var. Ortadoğu’da barışın tesis edilmesiyle birlikte, global pazara hızlıca ‘güvenli ülke’ imajını yeniden enjekte etmeliyiz. Bakanlığın ‘Go Türkiye’ projeleriyle, yurt dışından ünlü isimlerin, influencerların getirilmesiyle, güven vurgusunun altı çiziliyor. Biz, kriz bittiği ve ‘bu bölgeye artık güvenle gidilebilir’ denildiği anda, yüksek yatak kapasitemiz sayesinde son dakika rezervasyonlarını dünyada en hızlı toparlayabilecek ülkelerden biriyiz. Ayrıca iklimsel değişiklikler nedeniyle sezon artık Haziran-Ağustos arasına sıkışmıyor; Eylül ve Ekim aylarına doğru ciddi bir kayma var. Bu krizi, turizmi 12 aya yayma stratejisiyle avantaja çevirebiliriz.”
“Bu yıl Nevruz’u kaçırdık”
Haberimizin bu bölümünde, Türkiye’nin geleneksel pazar yapısını ve kriz döneminde uğradığı kayıpları inceliyoruz. Sıcak çatışma döneminde özellikle İstanbul, Doğu ve Güneydoğu Anadolu turizmini besleyen İran pazarında çok kritik bir dönemin harcandığı gerçeği ortaya çıkıyor: Nevruz Dönemi.
Dr. Aslı Mert Karagöz, “İran pazarı bizim özellikle alışveriş ve kültür turizminde can damarlarımızdan biri. Doğu Anadolu ve İstanbul bu pazardan ciddi besleniyor. Maalesef krizin en yoğun olduğu döneme denk geldiği için bu yıl Nevruz’u kaçırdık; oraya çok ciddi bir akış oluyordu, bunu maalesef kaybettik. Şimdi barış sağlandı evet ama savaş ekonomisinin, o gerilimli sürecin bölge halklarının bütçesine bindirdiği ciddi bir mali yük var. Dolayısıyla ‘Ateşkes oldu, İran pazarı hemen bu yaz eski ihtişamına döner mi?’ sorusuna temkinli yaklaşmak, orayı bir parantez içinde bırakmak gerekir; ekonomik sarsıntıların geçmesi vakit alır.” dedi.
“Sürümden kazanmak ama para kazanamamak”
Türkiye’nin bir diğer bağımlılık noktası ise şüphesiz Rusya ve Almanya pazarları. Akdeniz bölgesini, özellikle Antalya’yı ayakta tutan bu iki pazar, aynı zamanda Türk turizminin yapısal bir çıkmazını da beraberinde getiriyor: Sürümden kazanmak ama para kazanamamak.
Karagöz, kitle turizminin bu paradoksunu şu şekilde analiz etti:
“Rusya ve Almanya’dan gelen turist grupları daha çok ‘sejur’ dediğimiz deniz-kum-güneş kitleleridir. Büyük tur operatörleriyle anlaşırlar, ‘her şey dahil’ (all-inclusive) otellere girerler ve hatta otel ile havalimanı transfer alanı dışında hiçbir yer görmeden ülkelerine geri dönerler. Dolayısıyla biz bu noktada, kitleler halinde turist ağırlamamıza rağmen kişi başı harcamada gerçek anlamda yüksek paralar kazanamıyoruz. Yatak kapasitelerini dolduruyoruz, sürümden kazanıyoruz ama toptancı mantığıyla hareket ettiğimiz için charter uçuşları doldurmak adına otellerin çok ciddi fiyat düşüşleriyle karşılaşıyoruz. Ülkemize giren turist sayısıyla, turizmden elde edilen gelir dengesine baktığımızda her zaman bir eşitsizlik vardır. Giren turist sayısında dünyada ilk 5 içerisindeyiz belki ama döviz geliri sıralamasında hak ettiğimiz yerde değiliz. Rusya gelmiyor veya azaldı diye dövünmek yerine, bu bağımlılığı azaltacak stratejik bir dönüşüme ihtiyacımız var.”
Bu noktada Dr. Karagöz, Türkiye’nin kucak açması gereken yeni, dinamik ve harcama potansiyeli yüksek alternatif pazarları sıraladı:
- Uzak Doğu ve Çin Pazarı: Çin ile yapılan vize anlaşmaları ve vizesiz geçiş hakları, devasa bir nüfusa ve ekonomik güce sahip bu coğrafyayı Türkiye için birincil hedef haline getirmelidir. Uzak Doğulu turist deniz için değil, kültür ve tarih için gelir; dolayısıyla harcama eğilimi çok yüksektir.
- Latin Amerika ve Dizi Ekonomisi: Türk dizilerinin Latin Amerika pazarında yarattığı kültürel hayranlık, son yıllarda bu bölgeden Türkiye’ye muazzam bir turist akışı sağladı. Sektörde İspanyolca bilen rehber açığı yaşanacak kadar yoğun bir talep söz konusu.
- Kurvaziyer (Kruvaziyer) Turizmi: Türkiye kıyı şeridi, koyları ve girinti-çıkıntıları bakımından muazzam bir avantaja sahipken kurvaziyer turizminden yeteri kadar pay alamıyor. Şu an aktif olarak sadece Karaköy (Galataport) ve Kuşadası limanları yoğun olarak kullanılıyor. Liman sayısının ve kapasitesinin acilen artırılması gerekiyor. Kurvaziyer turisti nitelikli ve zengindir; limana iner, konaklamasa bile lüks harcamasını yapar, şehri gezer ve bir sonraki yıl için ülkeye sadık bir turist adayı olarak döner.

