“Arel Görmemişin Tiyatrosu’nda öğrenciler kendilerini keşfediyor”

İstanbul Arel Üniversitesi Tiyatro Kulübü Arel Görmemişin Tiyatrosu eğitmeni ve yönetmeni Tuğrul Şenol Önsel samimiyet, emek ve birlikte öğrenme üzerine kurulu bu yolculuğu Arel Medya’ya anlattı. Ayrıca Arel Görmemişin Tiyatrosu’nda dört senedir yer alan İnşaat Mühendisliği 4. sınıf öğrencisi Melda Sural’la kulübün hikayesini konuştuk.

Haber: Diyar Naz Metin

diyarmetin25@istanbularel.edu.tr

İstanbul Arel Üniversitesi Görmemişin Tiyatrosu isimli Tiyatro Kulübünün eğitmeni ve yönetmeni olarak bu süreç sizin için nasıl başladı?

Yaklaşık iki buçuk yıl önce, Olcay Bey’in burada görev yaptığı dönemde, benim henüz eğitmen olmadığım bir zamanda sahnelenen oyun için birlikte dekor ve kostüm alışverişi yapmıştık. Bir sonraki yıl ise birlikte çalışmaya başladık. Arel Görmemişin Tiyatrosu, o dönemde daha çok öğrenci ağırlıklı, kendi içinde üretim yapan ve bağımsız şekilde ilerleyen bir ekipti. Benim sürece dâhil olmamla birlikte yapı biraz daha eğitmen-öğrenci iş birliğine dayalı, hibrit bir hale dönüştü. Bu nedenle benim için bu yolculuk yaklaşık iki buçuk yıl önce başlamış oldu.

Tiyatro kulübünü yönetirken benimsediğiniz temel yaklaşım ve sahne anlayışı nedir?

Benim temel yaklaşımım, her şeyden önce samimiyet. Sahne üzerinde gerçekten sahici bir şeyin var olmasını istiyorum. Buranın yalnızca oyuncuların rol yaptığı bir alan değil; öğrencilerin kendilerini ifade edebildiği, kendileri gibi olabildiği bir ortam olmasına önem veriyorum. Bunun da en temel şartının samimiyet olduğuna inanıyorum. İkinci temel ilkemiz ise disiplin. Burada herkesin ortaya koyduğu emeğe ve harcadığı zamana saygı duyulması gerekiyor. Öğrencilerin, prova ve çalışma süreçlerini ortak bir disiplin anlayışı içerisinde yürütmeleri; hem kendi emeklerini hem de birlikte çalıştıkları arkadaşlarının zamanını önemseyerek hareket etmeleri bizim için oldukça değerli.

Öğrencilerin sahneye çıkmadan önce geçmesi gereken en kritik eşik sizce nedir?

Bu oldukça tartışmaya açık bir konu ama bana göre topluluk önünde konuşmak, çağımızın en büyük problemlerinden biri hâline gelmiş durumda. Hatta Amerika’da yapılan bazı araştırmalarda, insanların topluluk karşısında konuşmayı, diri diri gömülmek ya da boğulmak gibi çok ekstrem korkulardan hemen sonra gelen en büyük korkular arasında tanımladığı görülüyor. Günümüz dünyası insanları giderek daha bireysel bir yaşam biçimine yöneltti ve bu durum zamanla insanların kendi içine kapanmasına neden oldu. Bence öğrencilerimizin burada yaşadığı en önemli dönüşüm noktası da tam olarak bu: Topluluk karşısında kendilerini rahatça ifade edebilecek özgüveni keşfetmeleri. Açıkçası benim en çok önem verdiğim konulardan biri de bu.

İki yıldır İstanbul Arel Üniversitesinde eğitim veriyorsunuz. Bu süreçte yönettiğiniz oyun sayısı ve ortalama hazırlık süreçleri nasıl şekillendi?

Bizim süreç içerisinde genellikle bir adet ara dönem oyunumuz oluyor. Bunlar çoğunlukla skeçlerden oluşan yapımlar oluyor. Bu yıl sahneleyeceğimiz oyunla birlikte dördüncü oyunumuzu oynayacağız. İlk yıl, skeçlerden oluşan Ne Deve Ne Kuş adlı oyunu sahnelemiştik. Ardından, daha büyük çaplı ve sezon sonu oyunumuz diyebileceğimiz Keşanlı Ali Destanı geldi. Bu dönemin başında ise yine skeçlerden oluşan Kurumsal Komedi adlı oyunu oynadık. Bu proje, ekibin birbirine daha fazla kaynaşması ve özellikle yeni oyuncuların sahne deneyimi kazanabilmesi için önemli bir süreçti. Skeç formatı, yeni katılan oyuncuların sahnede daha aktif yer almasına imkân sağlıyor. Bu yıl ise inşallah Yedi Kocalı Hürmüz’ü sahneledik. Oldukça görkemli, eğlenceli ve gösterişli bir oyun olduğunu düşünüyorum. Böylece birlikte dördüncü oyunumuzu da sahnelemiş olduk.

Sahne arkasında kostüm, dekor, teknik ekip nasıl bir çalışma düzeni var?

Sahne arkasında herkes bir şekilde işin ucundan tutmaya çalışır. Sürekli “Ben ne yapabilirim?”, “Bir şeye yardımcı olayım”, “Bana da bir görev verin” yaklaşımı vardır. Açıkçası ekip olmanın en keyifli taraflarından biri de bu dayanışma duygusu. Ben en çok o anları seviyorum. Bazen biraz geri çekilip ekibi izliyorum; herkes aynı amaç için sahnenin farklı noktalarında koşturuyor, biri dekorla ilgileniyor, biri aksesuar taşıyor, biri teknik bir problemi çözmeye çalışıyor… O görüntü bana hep birlikte üretmenin değerini hissettiriyor. “Çocuklar” diyorum çünkü hepsiyle zaman içinde çok güçlü bir bağ kuruluyor.

Bir provaya ilk kez gelen biri ortamı nasıl deneyimler? Yeni gelen öğrencilere yaklaşımınız nasıl?

Yeni gelen öğrencilerle özellikle yakından ilgilenirim; açıkçası bu süreçle uğraşmayı da çok severim. Onlara bazen lakaplar takarım, bol bol kötü ve soğuk espriler yaparım. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki buraya gelen öğrenciler, kendilerini kötü hissederek ya da mutsuz şekilde ayrılmazlar. Bu yüzden Arel Görmemişin Tiyatrosu’na ilk kez gelen öğrencilerin, provadan mutlu ayrıldığını düşünüyorum.

“Hepimiz işçiyiz”

Oyunculukla ilgilenen gençlere, öğrencilerinize tavsiyeleriniz nelerdir?

Bu çok sık sorulan bir soru. Bizim de bir hocamız vardı; biz böyle sorular sorduğumuzda bize hep “Oyunculuk yapmayın” derdi. Çünkü o dönemde Türkiye’de oyunculuk yapmak gerçekten çok zor bir alandı. Tabii bugün bakınca o dönemin şartlarıyla bugünün dünyası arasında ciddi farklar olduğunu görüyoruz. Ama bana göre oyunculuk, temelde her yerde aynı şeydir; sadece uygulanış biçimi değişir. Tiyatroda, sinemada ya da dizide kullanılan yöntemler farklı olabilir ama işin özü aynıdır. Bu yüzden oyuncu olmak isteyen birinin önce kendisine çok dürüst bir soru sorması gerekiyor: “Ben bu işi gerçekten istiyor muyum?” Çünkü Türkiye’de oyunculuk yapmak yalnızca sahneye çıkmaktan ibaret değil. Maddi zorluklar, sektör içindeki ego savaşları, gereksiz hırslar ve insanı yoran birçok farklı problemle de mücadele etmek gerekiyor. Bir arkadaşımın bu konuyla ilgili çok sevdiğim bir sözü vardır: “Hepimiz işçiyiz.” Gerçekten de öyle. Hepimiz emeğimizi ortaya koyuyoruz.

 

Peki kulübün bu değişimini ve gelişimini öğrenciler nasıl değerlendiriyor? “Arel Görmemişin Tiyatrosu” isimli kulüpte 4 senedir yer alan İnşaat Mühendisliği 4. sınıf öğrencisi Melda Sural’a sorduk…

Dört senedir “Arel Görmemişin Tiyatrosu” isimli kulüpte var olan biri olarak, son dört yılda kulübün gelişimi ve değişimini nasıl özetlersiniz?

Dört yıl içerisinde Arel Görmemişin Tiyatrosu hem sanatsal hem de kültürel anlamda önemli bir gelişim gösterdi. İlk dönemlerde daha küçük çaplı oyunlarla başlayan süreç, zamanla kendi metinlerini üreten, sosyal sorumluluk projelerinde sahne alan ve daha profesyonel işlere imza atan bir yapıya dönüştü. Çocuklara ve depremzedelere yönelik gerçekleştirilen etkinlikler, tiyatronun insanları bir araya getiren ve iyileştirici yönünü daha görünür kıldı. Son yıllarda Şenol Hocamızla çalışma fırsatı yakalanması ve Keşanlı Ali Destanı ile Yedi Kocalı Hürmüz gibi güçlü yapımların sahnelenmesi de kulübün sahne disiplini ve üretim kalitesini önemli ölçüde ileri taşıdı. Ancak tüm bunların ötesinde, kulübü asıl güçlü kılan şey yıllardır değişmeyen dayanışma ruhu oldu. Oyunlar, ekipler ve dönemler değişse de Görmemişin Tiyatrosu’nun ekip olmayı bilen, zorluklar karşısında birlikte duran ve sahneyi bir aile ortamına dönüştüren yapısı hep aynı kaldı.