“Yapay zekâ tasarımcıya hız kazandırır, emeğin değerini düşürmez”

Ancak bu, emeğin ortadan kalktığı anlamına gelmez. Emeğin değeri, tasarımın değeri hiçbir zaman düşmez. Çünkü yapay zekâyı kullanırken de aslında emek sarf ediyoruz. Sadece bu emeği daha verimli kullanıyoruz. Örneğin prompt yazarken ne istediğimizi ifade etmek için defalarca deneme yapıyoruz. Yazıyoruz, değiştiriyoruz, yeniden yazıyoruz ve istediğimiz sonuca ulaşana kadar süreci sürdürüyoruz. Bu da başlı başına bir emek sürecidir. Dolayısıyla emeğin değeri düşmez. Tam tersine, gereksiz zaman kaybını ortadan kaldırarak emeğimizi daha doğru ve odaklı bir şekilde kullanmamızı sağlar ve bizi sonuca daha hızlı ulaştırır.

Arel Medya olarak teknolojinin tasarım dünyasını yeniden şekillendirdiği  bu kritik dönemde, grafik tasarımın geleceğini ve yapay zekânın rolünü Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarımı Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Tekinalp Güreken ile masaya yatırdık. Güreken ile gerçekleştirdiğimiz  bu söyleşide; yapay zekânın bir tehdit mi yoksa yardımcı bir araç mı  olduğunu, tasarım eğitimindeki dönüşümü ve “yaratıcılık” kavramının yeni  sınırlarını ele aldık. Tasarımda asıl meselenin teknik beceri değil, üretilen  “fikir” ve “problem çözme” yetisi olduğunu vurgulayan Güreken’e göre yapay zekâ, tasarımcının emek değerini düşürmüyor, tam aksine, gereksiz zaman kaybını ortadan kaldırarak emeği daha değerli kılıyor.

Haber: Diyar Naz Metin

diyarmetin25@istanbularel.edu.tr

 

Yapay zekânın son yıllardaki hızlı gelişimini düşündüğümüzde, sizce grafik tasarım  alanında gerçekten bir “dönüm noktası” mı yaşıyoruz, yoksa bu da geçici bir teknoloji  dalgası mı? 

Aslında öncelikle yapay zekânın tasarım süreci açısından bir tanımlamasını yapalım. Yani hep  “yapay zekâ” diyoruz ama bunu nasıl tanımlayabiliriz? Sadece otomatik üretim yapan bir  sistem demek eksik ve yanlış olur. Yapay zekâyı; veri işleyen, bu veriler üzerinden öneriler  sunabilen, farklı alternatifler geliştirebilen ve yaratıcı süreci destekleyen dijital bir yardımcı  olarak tanımlayabiliriz. Bu bağlamda baktığımızda grafik tasarım alanında gerçekten bir  dönüm noktası yaşanıyor mu sorusuna gelirsek kesinlikle bir teknolojik dönüşüm  içerisindeyiz. Özellikle tasarım, görsel iletişim ve benzeri disiplinlerde bu dönüşüm çok net  hissediliyor. Bu yüzden bunu geçici bir teknoloji dalgası olarak görmek doğru değil. Aksine,  kalıcı bir dönüşüm sürecinin içindeyiz. Evet, bir teknoloji dalgası diyebiliriz ama bu geçici bir  dalga değil. Hatta bu süreç giderek daha da ileriye gidecek. Birbirini tetikleyen bir yapı söz  konusu. Tıpkı iskambil kartlarında birine dokunduğumuzda hepsinin peş peşe devrilmesi gibi,  bu gelişim de zincirleme şekilde ilerleyecek. Yani bu bir teknolojik dalga ama geçici değil;  kendi içinde sürekli gelişen ve büyüyen bir dönüşüm süreci.

 

Özellikle Midjourney ve DALL·E gibi araçların yaygınlaşmasıyla birlikte, grafik  tasarımın tanımı sizce değişmeye başladı mı?  

Şimdi aslında buna şöyle bakabiliriz: Grafik tasarımın tanımı hiçbir zaman değişmez. Neden  değişmez? Çünkü grafik tasarım bir görsel iletişim aracıdır. Biz sonuçta yine aynı işi yapıyoruz.  Görsel iletişim odaklı bir disiplin olduğu için grafik tasarımın tanımının değişmesi söz konusu  olamaz. Bu sabittir. Görsel iletişimin amacı neyse, grafik tasarımın amacı da odur. Bu yüzden  yapay zekâ bunu değiştiremez. Yapay zekâyı sadece bir araç olarak değerlendirebiliriz. Az  önce de söylediğim gibi, grafik tasarım açısından baktığımızda yapay zekâ; tasarım sürecinde  bize destek olan, yardımcı bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Yani grafik tasarımın kendisini  dönüştürmez, sadece süreci destekler. Çünkü grafik tasarım sadece estetik bir üretim değildir.  Aynı zamanda bir mesajın, bir düşüncenin ya da bir kimliğin görsel araçlarla hedef kitleye aktarılmasını sağlayan bir disiplindir. Biz bu yaratıcı unsurları kullanarak üretim yapıyoruz ve  yapay zekâ da tam bu noktada devreye girerek bu unsurları destekliyor. Örneğin Midjourney ve DALL·E gibi yapay zekâ uygulamaları bize ne sağlıyor? Süreçte hız ve kolaylık sağlıyor. Zaten yapay zekânın en önemli katkılarından biri hızdır. Eskiden bir araştırma yapmak için farklı kaynaklara ulaşmak, kütüphanelere gitmek, çeşitli dokümanları tek tek incelemek  gerekiyordu ve bu oldukça zaman alıyordu. Bugün ise yapay zekâ uygulamaları sayesinde bu  bilgilere saniyeler içerisinde ulaşabiliyoruz. Bu da bizim kavramsal ve bilgi temelli olarak daha  hızlı üretim yapmamıza olanak tanıyor. Sonuç olarak, yapay zekâ grafik tasarımın tanımını değiştirmez; ancak tasarım sürecini hızlandıran ve destekleyen güçlü bir araç olarak  konumlanır.

 

Öğrencilerinizde gözlemlediğiniz en büyük değişim ne oldu? Artık tasarım  sürecine bakışları nasıl farklılaşıyor? 

Şimdi öğrencilerimiz açısından baktığımızda; ben ikinci, üçüncü ve dördüncü sınıflara  giriyorum ve zaman zaman yapay zekâyı kullandıklarını görüyorum. Ancak bunu henüz  bilinçli bir şekilde kullanabildiklerini söyleyemem. Genellikle yapay zekânın ortaya çıkardığı  tasarımı doğrudan, birebir kullanmaya çalışıyorlar. Halbuki bu hem yanlış hem de etik açıdan  problemli bir yaklaşım. Bu noktada öğrencilerde tasarım anlamında bir farklılaşma  gözlemliyorum. Ancak düşünce boyutuna geldiğimizde, yani prompt yazma sürecinde, henüz  yeterli bilinç oluşmuş değil. Prompta ne yazmaları gerektiğini, bunu nasıl geliştireceklerini ve  alternatifler üzerinden nasıl ilerleyeceklerini tam olarak kavrayabilmiş değiller. Çoğu zaman  tek bir şey yazıp çıkan sonucu hemen kabul ediyorlar ve “ben bunu yaptım” diyerek süreci  sonlandırıyorlar. Oysa bu sürecin tekrar, geliştirme ve alternatif üretme üzerine kurulması  gerekiyor. Bu durum, bakış açılarını da etkiliyor. Daha çok sonuca hızlı ulaşmaya  odaklanıyorlar ama bunu bilinçsiz bir şekilde yapıyorlar. Öte yandan, yapay zekâyı sürekli  yanlarında bir yardımcı varmış gibi görüp onun güvencesiyle tasarım üretmeye çalışıyorlar. Bu  bakış açısı onların fikir üretme süreçlerini de farklılaştırmış durumda.

 

Yapay zekâ grafik tasarımcıların yerini alacak” söylemi sizce ne kadar gerçekçi? Bu  bir tehdit mi yoksa bir dönüşüm mü?

Bu soruya tek cümleyle cevap vermek gerekirse: Hayır. Ancak bu konuyu biraz daha katmanlı değerlendirmek gerekir. Yapay zekâ, grafik tasarımcının yerini tamamen almaz. Ancak teknik süreçleri önemli ölçüde azaltabilir. Yani çizgi çizmek, renk vermek gibi tasarımın teknik üretim aşamalarında yapay zekâ oldukça etkili olabilir. Fakat grafik tasarım sadece çıktı üretmek değildir. Sadece estetik bir görsel oluşturmak, renk ve form kullanmak anlamına gelmez. Asıl önemli olan, o tasarımın arkasındaki düşünce ve fikirdir.Bu noktada kavramsal düşünme, bağlam kurma ve fikirleri bir araya getirme gibi süreçler devreye girer. Bu süreçler hâlâ insan zihnine bağlıdır. Tasarımcı, neyi neden yaptığını bilen ve buna göre seçim yapan kişidir. Özellikle özgün problem çözme gerektiren durumlarda insan faktörü hâlâ belirleyicidir. Bu nedenle yapay zekâ bir destek aracıdır, yerine geçen bir unsur değildir.Ancak şunu da net söylemek gerekir: Yapay zekâyı iyi kullanan tasarımcılar, kullanmayanlara göre daha avantajlıdır. Ama bu, yapay zekânın grafik tasarımcının yerini tamamen aldığı anlamına gelmez.

 

Yapay zekâ ile üretilen görsellerde “yaratıcılık” kavramını nasıl tanımlarsınız?  Gerçekten yaratıcı mı, yoksa sadece mevcut verinin yeniden kombinasyonu mu?

Yani şöyle; demin de belirttiğim gibi yapay zekâ, belli bir veri tabanındaki görselleri, yazıları  ve fikirleri bir araya getirerek önümüze yeni çıktılar koyuyor. Elbette burada bir üretim söz  konusu ama bunun ne kadar yaratıcı ve ne kadar özgün olduğu hâlâ grafik tasarımcının elinde. Çünkü yapay zekânın sunduğu çıktılara baktığımızda, bunların mevcut verilerin birleşiminden  oluştuğunu görüyoruz. Birebir aynısı olmasa da mutlaka benzerlerinin ortaya çıkması  kaçınılmaz. İşte tam bu noktada grafik tasarımcının devreye girmesi gerekiyor. Tasarımcı,  önüne gelen bu verileri olduğu gibi kullanmamalı; onları dönüştürmeli, üzerine yeni fikirler  eklemeli ve yeniden yorumlamalıdır. Ancak bu şekilde ortaya gerçekten özgün ve farklı işler  çıkabilir. Yani “unique” dediğimiz, tek ve ayırt edilebilir olan tasarımlar bu süreçle oluşur.

 

Grafik tasarım eğitimi sizce bu dönüşüme ne kadar hazır? Müfredatlarda nasıl  değişiklikler yapılmalı?

İşte söylediğim gibi, eğitimde mümkün olduğu kadar yapay zekâ kullanımına izin vermek gerekir. Zaman zaman bazı hocalardan ve eğitimcilerden “öğrencilere yapay zekâ kullandırmak yanlış” gibi görüşler duyuyorum. Ancak bu  yaklaşım giderek azalıyor. Yapay zekâyı göstermek gerekiyor ama en önemlisi bilinçli  kullanımını öğretmek. Öğrencinin sadece kullanması değil, nasıl kullanacağını bilmesi  esas mesele. Demin de belirttiğim gibi, grafik tasarım eğitimi veren hocaların  öğrencilere bu araçları belli bir ölçüde kullandırması ve süreci denetlemesi gerekir. İlk çıkan sonucu alıp “ben bunu yaptım” diyen öğrencinin mutlaka uyarılması lazım. Bu nedenle tasarım eğitiminde, özellikle grafik tasarım alanında, müfredatlara mümkün  olduğunca yapay zekâ ile ilgili içerikler eklenmeli. Ayrı bir ders olarak konulmasa bile, öğrencilerin bu araçlardan nasıl faydalanacakları öğretilmeli. Aksi halde öğrenci teknolojinin gerisinde kalır. Bu sadece öğrenciler için değil, eğitimciler için de geçerli. Hocaların da bu teknolojiyi göz ardı etmemesi, aksine sürece dahil etmesi gerekir.

 

Tasarım sürecinde “emeğin değeri” konusu çok tartışılıyor. Yapay zekâ ile üretim  kolaylaştıkça tasarımın değeri sizce düşer mi?

Bence düşmez. Tasarımın değeri düşmez.  Bunu özellikle grafik tasarım açısından söylemek isterim. Burada plastik sanatlar ve resim üzerinden sanatçı ile zanaatçı ya da daha doğrusu sanatçı ile tasarımcı arasındaki farktan da  bahsetmek gerekir. Çünkü aralarında ciddi bir fark var. Biz grafik tasarımcılar olarak sanattan ziyade görsel iletişim yapıyoruz. Yani bir bilgiyi aktarma ve bir problemi çözme görevimiz var. Bu yüzden biz normalde, yapay zekâ olmasa bile, bir tasarım problemi çözmek için çok fazla araştırma yaparız. Kitaplar inceleriz, farklı kaynaklara bakarız ve ardından hedefimize odaklanırız. Bugün yapay zekâ bu süreci daha hızlı ve daha pratik hale getiriyor. Bize hız kazandırıyor. Ancak bu, emeğin ortadan kalktığı anlamına gelmez. Emeğin değeri, tasarımın değeri hiçbir zaman düşmez. Çünkü yapay zekâyı kullanırken de aslında emek sarf ediyoruz. Sadece bu emeği daha verimli kullanıyoruz. Örneğin prompt yazarken ne istediğimizi ifade etmek için defalarca deneme yapıyoruz. Yazıyoruz, değiştiriyoruz, yeniden yazıyoruz ve istediğimiz sonuca ulaşana kadar süreci sürdürüyoruz. Bu da başlı başına bir emek sürecidir. Dolayısıyla emeğin değeri düşmez. Tam tersine, gereksiz zaman kaybını ortadan kaldırarak emeğimizi daha doğru ve odaklı bir şekilde kullanmamızı sağlar ve bizi sonuca daha hızlı ulaştırır.

 

Telif hakları ve etik meseleler açısından bakarsak, yapay zekâ ile üretilen tasarımların  sahipliği kime ait olmalı?

Şimdi aslında buna şöyle bakabiliriz. Bu konuyu birkaç başlık altında değerlendirmek  mümkün. Birincisi telif ve kaynak sorunu. Yapay zekânın hangi görsellerden, hangi  sanatçılardan ya da hangi tasarımlardan beslendiği her zaman şeffaf değil. Çünkü yapay zekâ  çok geniş bir literatürü ve veri kaynağını tarayarak bir çıktı oluşturuyor. Bu da üretilen sonucun  etik ve hukuki boyutunun zaman zaman tartışmalı hale gelmesine neden oluyor. Burada özellikle şuna dikkat etmek gerekir: Ortaya çıkan görselin arkasında aslında bir kültürel birikim, tarihsel referans ve insan emeği vardır. Bu emeğin göz ardı edilmemesi gerekir. Bu  nedenle telif ve kaynak meselesi her zaman bir risk ve tartışma konusu olarak karşımıza çıkacaktır. İkinci olarak manipülasyon riski söz konusu. Yapay zekâ son derece inandırıcı  görseller üretebildiği için, yanlış bilgiye dayalı ya da yanıltıcı içerikler oluşturma potansiyeline  de sahiptir. Bu da özellikle görsel iletişim açısından ciddi bir problem yaratabilir. Peki bunları nasıl çözebiliriz? Aslında yine aynı noktaya geliyoruz: Yapay zekâdan çıkan sonuçlar birebir  kullanılmamalıdır. Bu çıktıları doğrudan alıp “ben yaptım” demek hem etik hem de mesleki  açıdan yanlıştır. Bunun yerine, tasarımcı o çıktıyı yeniden değerlendirmeli, üzerinde çalışmalı, dönüştürmeli ve kendi yorumunu katarak yeni bir kompozisyon oluşturmalıdır. Ancak bu  şekilde hem telif hem de özgünlük sorunlarının önüne geçilebilir. Bu konu tasarımcılar için  olduğu kadar öğrenciler için de çok önemli. Bu yüzden öğrencileri özellikle birebir kullanım konusunda uyarıyoruz. Çünkü bu yaklaşım hem telif hakkı açısından hem de tasarımın  özgünlüğü açısından ciddi problemler doğurabilir. Ayrıca yapay zekânın önyargılı veya yanıltıcı içerikler üretebilme ihtimali de göz önünde bulundurulmalıdır. Bu nedenle üretilen her çıktının mutlaka eleştirel bir gözle değerlendirilmesi gerekir. Sonuç olarak yapay zekâyı  etik bir şekilde kullanmak istiyorsak, onu bir üretici değil, bir yardımcı araç olarak konumlandırmalıyız. Bu yaklaşım hem etik sorunları azaltır hem de tasarım sürecinin niteliğini  korur.

 

Grafik tasarımcı olmak isteyen bir öğrenciye en kritik üç tavsiyeniz ne olur?

Tasarımlarını yaparken birinci önerim şu: Yapay zekâyı mümkün olduğu kadar bir  yardımcı unsur olarak düşünmeleri gerekir. Birebir sonuca ulaştıran bir araç olarak  görmemeliler. İkinci olarak, prompt yazma konusunda kendilerini geliştirmeleri şart. Ne istiyorlarsa bunu doğru ve açık bir şekilde ifade etmeyi öğrenmeleri gerekir. Tek bir cümleyle yetinmemeli, farklı denemeler yaparak, aşama aşama istedikleri sonuca ulaşmalıdırlar. Tek bir prompt yazıp çıkan sonucu hemen kabul etmek doğru bir yaklaşım değildir. Üçüncü ve en önemli konu ise etik meselesidir. Yapay zekâ ile üretilen tasarımlarda etik yaklaşımın temelinde, ortaya çıkan sonucu birebir  kullanmamak vardır. Çünkü yapay zekâ, mevcut kaynaklardan beslenerek bir  kompozisyon oluşturur ve bu nedenle benzer sonuçların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Bu yüzden tasarımcı, kendi fikrini, vizyonunu ve tasarım anlayışını mutlaka sürece dahil etmelidir. Ancak bu şekilde hem özgün hem de etik açıdan doğru bir üretim ortaya koyabilir. Aksi halde benzerlikler ciddi problemlere yol açabilir.

 

Yapay zekanın bu kadar hızlı üretim yapabilmesi insan emeğinin  değerini düşürüyor mu, yoksa iyi tasarımcıları daha da mı öne çıkarıyor?

Şimdi “iyi tasarımcı” ne demek, önce buna bakalım. İyi bir tasarımcı olabilmek için en  temel özellik nedir? Aslında iyi tasarım demek, problem çözmek demektir. Yani tasarımcı, bir problemi çözen kişidir. Bu problemi ister yapay zekâ kullanmadan çözersiniz ister yapay zekâdan faydalanarak. Yani iki farklı yol vardır. Eskiden yapay zekâ yokken bizler çok daha fazla araştırma yapar, farklı tasarım stillerini inceler ve kendi fikirlerimizi geliştirerek bir sonuca ulaşırdık. Bugün de değişen tek şey araçlardır. Ama temel mesele değişmez: İyi bir fikir bulmak zorundasınız. Grafik tasarım, endüstriyel tasarım, mimarlık ya da başka bir tasarım disiplini fark etmez; tasarımda en  önemli unsur fikirdir. Eğer güçlü bir fikriniz yoksa, ister yapay zekâ kullanın ister başka araçlar, ortaya özgün ve yaratıcı bir iş koyamazsınız. Bu durumda iyi bir tasarımcı değil, sadece ortalama bir üretici olursunuz. Gerçek anlamda yaratıcı bir tasarımcıyı farklı kılan şey, güçlü ve özgün fikirler üretebilmesidir. Fikri bulduktan sonra hangi aracı kullandığınızın çok da önemi yoktur. İsterseniz kalemle çizersiniz, isterseniz  bilgisayarla üretirsiniz, isterseniz yapay zekâdan destek alırsınız. Araçlar değişir ama fikrin önemi değişmez. Yapay zekâ burada süreci hızlandıran bir araçtır. En büyük katkısı da budur: Daha kısa sürede araştırma yapabilmek ve daha hızlı sonuca  ulaşabilmek. Sonuç olarak iyi bir tasarımcı olmanın en temel unsuru fikir bulmaktır. Yapay zekâ ise bu fikri daha hızlı hayata geçirmenizi sağlayan bir araçtır.

 

Gelecekte sizce “iyi tasarımcı” tanımı değişecek mi? Örneğin fikir üreten ama üretimi yapay zekaya bırakan biri de tasarımcı sayılacak mı?

Değişmez. İyi tasarımcı dediğimiz şey, çok iyi yapay zekâ bilen, çok iyi Photoshop  kullanan ya da çok iyi Adobe İllustrator bilen biri olmak değildir. Bunlar tek başına bir kişiyi iyi tasarımcı yapmaz. Bu kişiler daha çok teknik olarak güçlü olabilir; yani bir anlamda teknik birer uygulayıcıdır. Ben fikri üretirim, onu karşı tarafa en iyi şekilde uygulattırırım. Yani araçları çok iyi kullanan biri, fikri hayata geçiren kişi olabilir. Ama iyi tasarımcı dediğimiz kişi, bunlardan bağımsız olarak iyi bir problem çözücüdür. Asıl mesele teknik beceri değil, ortaya koyduğu fikirdir. İyi tasarımcı; düşünen, problem kuran ve çözüm üreten kişidir. Teknik araçları bilmek avantajdır ama belirleyici olan  şey değildir. Bu yüzden iyi tasarımcı tanımı değişmez. İyi tasarımcı, güçlü fikir üreten ve problemi doğru çözen kişidir.

 

Yapay zekanın bu kadar geliştiği bir dönemde, güzel sanatlar eğitimi alan öğrencilerin kendilerini farklı kılmak için özellikle neye odaklanmaları  gerekiyor?

Yapay zekânın bu kadar geliştiği bir dönemde güzel sanatlar eğitimi alan öğrencilerin  kendilerini farklı kılabilmeleri için bazı temel noktalara odaklanmaları gerekiyor.  Öncelikle güzel sanatlar dediğimizde resim, seramik, heykel ve grafik tasarım gibi birçok farklı disiplinin bulunduğunu söyleyebiliriz. Grafik tasarım ise özellikle görsel iletişim üzerinden ilerleyen; çizgi, fotoğraf, illüstrasyon ve kompozisyonla mesaj aktaran bir alandır. Bu alanlarda eğitim alan öğrencilerin fark yaratabilmesi için ilk olarak yapay zekâyı ve teknolojiyi bilmeleri gerekiyor. Ancak bu tek başına yeterli  değil. Asıl önemli olan, kendi kültürel ve düşünsel birikimlerini geliştirmeleridir. Bu birikimi nasıl oluşturacaklar? Sinemaya giderek, kitap okuyarak, tiyatro izleyerek, dizileri ve reklamları analiz ederek, sergilere giderek ve gazeteleri takip ederek. Yani kendilerini sürekli besleyerek. Bu süreç aslında “doğal bir zihinsel arşiv” oluşturmaktır. Yapay zekâ dışarıdan bilgi sunar ama o bilgiyi doğru yorumlayacak olan şey, kişinin kendi birikimidir. Ne kadar çok görsel ve kültürel deneyim biriktirirsek, ileride üreteceğimiz fikirler de o kadar güçlü ve özgün olur. Bu birikim, adeta yapay zekâ gibi çalışan bir düşünsel altyapı oluşturur. Sonuç olarak öğrencilerin odaklanması gereken şey sadece teknoloji değil, aynı zamanda kendilerini kültürel olarak sürekli beslemek  ve düşünsel zenginliklerini artırmaktır. Bu sayede yapay zekâyı da daha bilinçli ve yaratıcı bir şekilde kullanabilirler.

 

Son olarak, sizce gelecekte başarılı bir grafik tasarımcıyı yapay zekâdan ayıracak en temel özellik ne olacak?

En temel özellik, demin de vurguladığım gibi,  farklı bir şey ortaya koyabilmektir. Başarılı bir grafik tasarımcı için bu vazgeçilmez bir unsurdur. Yapay zekâyı kullansa da kullanmasa da tasarımcının en önemli hedefi farklı olabilmektir. Yani özgün olmak, değişik ve ayırt edilebilir işler üretebilmek. Tasarımcıyı değerli kılan temel nokta budur. Bu yaklaşım, yapay zekâ kullanıldığında da değişmez. Peki yapay zekâ ile çalışırken nasıl farklı olacağız? İşte burada devreye tasarımcının müdahalesi girer. Yapay zekâyı bir kalem ya da bir fırça gibi düşünmek  gerekir. O bizim yardımcı aracımızdır. Asıl üretimi yapan tasarımcının kendisidir. Bu  nedenle yapay zekânın ürettiği çıktıyı olduğu gibi almak yerine, onu yeniden işlemek,  geliştirmek ve dönüştürmek gerekir. Tasarımcı, o çıktıyı tekrar tekrar ele alarak kendi yorumunu katmalı ve farklı bir sonuca ulaştırmalıdır. İşte yapay zekâyı kullanan bir tasarımcıyı diğerlerinden ayıracak en temel fark da budur: Üretileni olduğu gibi almak değil, onu işleyerek özgün bir hale getirmek.