04 May Savaşı Uzaktan Yaşamak: İki İranlı Öğrencinin Sessiz Tanıklığı
İstanbul Arel Üniversitesi’nde eğitim gören iki İranlı öğrenci, ülkelerindeki savaşı kilometrelerce uzaktan takip ediyor. Belirsizlik, özlem ve umut arasında sıkışan bu deneyim, savaşın sınırları aşan etkisini gözler önüne seriyor.
Güvenlik gerekçesiyle gerçek isimlerini paylaşmayan ve bu söyleşide Ali ile Zehra olarak anılan İstanbul Arel Üniversitesi’nde okuyan iki İranlı öğrenci; ülkelerindeki savaşı kilometrelerce uzaktan takip ediyor. Belirsizlik, özlem ve umut arasında sıkışan bu deneyim, savaşın sınırları aşan etkisini gözler önüne seriyor. İki genç, yaşadıkları duyguları tüm açıklığıyla Arel Medya’ya anlattı.
Savaşı ilk duyduğunuz anı hatırlıyor musunuz, o anda nerede ve ne durumdaydınız, ilk tepkiniz ne oldu?
Ali: Evet, o sırada Türkiye’deydim. Uykudan yeni uyanmıştım. Haberi ilk duyduğum anda büyük bir şok yaşadım. Açıkçası mutlu mu olmalıyım, yoksa endişelenmeli miyim, bunu bilemedim. Bir yandan, son aylarda aynı rejimin halkımıza yaşattığı çok ağır olaylar nedeniyle içimde çok karmaşık duygular vardı. Diğer yandan ise en büyük kaygım, bu savaşın sonunun ne olacağı ve ülkemiz ile halkımız için nasıl bir sonuç doğuracağıydı.
Zehra: Ben de haberi Türkiye’deyken, sabah saatlerinde öğrendim. İlk anda büyük bir şaşkınlık yaşadım. Ne hissetmem gerektiğini anlayamadım; bir yanda korku, diğer yanda ne olacağını bilememenin yarattığı bir boşluk vardı. En çok da ailemin ve ülkedeki insanların ne yaşayacağını düşündüm.
O ilk andan sonra geçen saatler ve günler sizin için nasıl geçti, korku mu, belirsizlik mi yoksa başka duygular mı daha baskındı?
Ali: İlk anda ve sonrasındaki saatlerde, hatta günlerde, korkudan çok yoğun bir belirsizlik hissettim. İnsan ne düşüneceğini, neye inanacağını, ne beklemesi gerektiğini bilemiyor. Ama bütün bu belirsizliğin içinde yine de bir umut vardı. Bir gün kendi ülkemize dönebilmeyi ve bütün gücümüzle onun gelişmesi için çalışabilmeyi umut ediyorduk. Çünkü mevcut şartlarda, çeşitli nedenlerden dolayı, sağlıklı ve adil bir ortamda gelişmek ve ilerlemek ne yazık ki mümkün görünmüyor.
Zehra: Benim için de en baskın duygu kaygıydı. Sürekli haber takip ediyorsunuz ama hiçbir şey net değil. Bu da insanı zihinsel olarak çok yoruyor. Buna rağmen içimde küçük bir umut vardı; bir gün ülkemize geri dönebileceğimiz ve daha iyi şartlarda yaşayabileceğimiz umudu.
Ailenizle ilk iletişiminiz nasıl oldu, onlara ulaşabildiniz mi ve şu an düzenli iletişim kurabiliyor musunuz?
Ali: Ailemle şu anda yalnızca onların bize doğrudan ulaşabildiği anlarda konuşabiliyoruz. İnternet kesildiği için biz onlara internet üzerinden ulaşamıyoruz. Ayrıca uluslararası aramalar da İran içine büyük ölçüde kapalı olduğu için düzenli iletişim kurmak mümkün olmuyor. Sadece onlar arayabildiğinde konuşabiliyoruz.
Zehra: Ben de ailemle düzenli iletişim kurmakta zorlanıyorum. Çoğu zaman sadece onların bana ulaşabildiği anlarda konuşabiliyoruz. Bu durum insanı sürekli bir endişe içinde bırakıyor çünkü ne zaman konuşabileceğinizi bilmiyorsunuz. Böyle olunca da derin bir kaygı duyuyorum.
İran’da kalan yakınlarınızın günlük hayatı bu süreçte nasıl değişti, siz onların yaşadıklarını nasıl gözlemliyorsunuz?
Ali: Günlük hayatın temel kısmı görünürde bir şekilde devam ediyor olabilir, fakat özellikle iş hayatı çok ciddi biçimde etkilendi. İnternete bağlı olan birçok iş alanı ya tamamen durmuş durumda ya da ciddi şekilde küçülmüş durumda. Birçok işletme kapandı ya da çalışan azaltmak zorunda kaldı. Bizi asıl endişelendiren şeylerden biri de şu: bazı askeri yapıların ve imkânların sivil alanların içinde, şehir dokusunun ortasında kurulmuş olması. Bu da sivil halkın hedef olma riskini artırıyor.
Zehra: Ailemden duyduğum kadarıyla günlük hayat dışarıdan bakıldığında devam ediyormuş gibi görünüyor ama aslında ciddi değişimler var. Özellikle ekonomik hayat çok etkilenmiş durumda. İnsanlar hem geçim hem de güvenlik açısından zor bir süreçten geçiyor. Ne yapacaklarını bilmiyorlar.
Türkiye’de, özellikle Arel’deki arkadaşlarınız ve çevreniz İranlı olduğunuzu öğrendiğinde size nasıl yaklaşıyor, en çok hangi soruları soruyorlar?
Ali: Türkiye’de, özellikle çevremdeki insanlar İranlı olduğumu öğrendiğinde genelde savaşla, ailemle iletişim kurup kuramadığımla ve İran’daki gelişmelerle ilgili sorular soruyorlar. Aynı zamanda yaklaşımlarında bir empati ve ilgi de hissediyorum. Sadece siyasi bir konu olarak değil, insani yönüyle de anlamaya çalışıyorlar.
Zehra: İnsanlar genelde çok ilgili ve anlayışlı yaklaşıyor. En çok ailemle iletişim kurup kuramadığımı ve İran’daki durumu soruyorlar. Bu durum yalnız olmadığımı hissettiriyor bana. Çünkü yaşanan bir trajediyi ciddiye alan, bana destek olan insanlar var.
Bu süreçte kendinizi daha çok “yabancı” mı hissettiniz yoksa burada bir dayanışma gördünüz mü?
Ali: Kendimi daha çok yabancı mı hissettim, yoksa dayanışma mı gördüm? Açık konuşmak gerekirse, daha çok dayanışma ve empati gördüm. Özellikle Türkiye’de insanlardan ve genel olarak dünyadaki birçok insandan anlayış ve destek hissettim. Böyle dönemlerde küçük bir insani yaklaşım bile çok kıymetli oluyor.
Zehra: Söylediğim gibi daha çok dayanışma hissettim. Özellikle Türkiye’de insanların yaklaşımı oldukça destekleyiciydi. Bu da kendimi daha az yalnız hissetmemi sağladı. İran ve Türkiye halkı arasında bir dostluk var.
Savaşı ve gelişmeleri hangi kaynaklardan takip ediyorsunuz?
Ali: Çoğunlukla sosyal medya ve farklı haber kaynaklarını birlikte takip ediyorum. Çünkü birçok kaynak belirli bir bakış açısına ya da yönlendirmeye sahip olabiliyor. Bu yüzden daha gerçeğe yakın bir tablo görebilmek için farklı kaynakları karşılaştırmak gerekiyor. Tek bir kaynağa bağlı kalmanın yeterli olmadığını düşünüyorum.
Zehra: Her tür kaynağı takip etmeye çalışıyorum. Sosyal medya ve uluslararası haber kaynaklarını karşılaştırarak daha doğru bir tablo oluşturmaya çalışıyorum. Her sabah ilk işim durumu anlamakla geçiyor. Ders aralarında hemen son duruma bakıyorum. Orada olmak ve bir şeyler yapma isteği duyuyorum.
“BAZEN HİÇ UYANMAMAK BAZENSE HEP UYUMAK…”
Dışarıdan izlemek ile doğrudan o ülkede yaşamak arasındaki farkı nasıl hissediyorsunuz?
Ali: Dışarıdan izlemek, birçok açıdan daha zorlayıcı olabiliyor. Çünkü ülkenin içinde olduğunuzda, en azından yaşananları bulunduğunuz yerden daha doğrudan değerlendirme şansınız oluyor. Ama dışarıda olduğunuzda, elinizde sadece görüntüler, parçalı bilgiler ve çoğu zaman kaygı verici haberler kalıyor. Bu da belirsizliği ve endişeyi daha da artırıyor. Duygusal olarak bu mesafe gerçekten çok ağır.
Zehra: Dışarıdan izlemek çok zor. Bilgiye erişmek çok zor. Doğru bilgiye ulaşmak ise daha zor. Dolayısıyla bilinmeyen bir durumun kaygısı ağır basıyor. Bazen hiç uyumamak ve takip etmek bazense hep uyumak ve her şeyi unutmak istiyorum.
“İRAN’DAKİ REJİME KARŞI OLMAK, ÜLKEMİZE ZARAR VERİLMESİNİ İSTEMEK ANLAMINA GELMEZ!”
Bugün geldiğiniz noktada, savaşın başındaki düşüncelerinizle şimdiki bakış açınız arasında ne değişti?
Ali: Savaşın başındaki düşüncelerimle bugünkü bakışım arasında en temel düşüncem değişmedi. İran’daki rejime karşı öfkemiz ve tepkimiz çok derin, çünkü kendi halkına karşı yaptıkları asla unutulabilecek şeyler değil. Masum insanları sadece itiraz ettikleri için baskı altına alan, öldüren, susturan bir yapı, halkını temsil edemez. Ama benim için çok net olan bir şey daha var: Rejime karşı olmak; ülkemize, halkımıza, altyapımıza ve İran’ın geleceğine zarar verilmesini istemek anlamına gelmez. Biz, masum insanların ölmesine, ülkenin altyapısının yok edilmesine ve İran’ın ilerlemesinin engellenmesine sebep olan herkese karşıyız. İran, çok köklü bir kültüre ve çok değerli bir halka sahip bir ülkedir. Rejimin yetersizliği ve yanlışları, asla İran halkını temsil etmez.
Zehra: Değişen pek bir şey yok. Ülkemdeki düzene yönelik eleştirilerim sürüyor. Ama bu, ülkenin zarar görmesini istemek anlamına gelmiyor. Aksine, insanların ve ülkenin geleceğinin korunmasını istiyorum. Savaşa karşıyız. İran’ın geleceğini İran halkı belirler.
Önümüzdeki süreç için en büyük kaygınız ve en büyük umudunuz nedir?
Ali: En büyük kaygım, sivil insanların hayatı ve ülkemin altyapısının zarar görmesidir. En büyük umudum ise bir gün İran’da sağlıklı, adil ve liyakate dayalı bir düzenin kurulmasıdır. İnsanların yeteneklerine göre gelişebildiği, ülkenin de gerçekten ilerleyebildiği bir ortamın oluşmasını istiyorum. İran, tarihi boyunca çok fazla acı yaşadı. Umarım bir gün hak ettiği huzura, istikrara ve gelişime kavuşur.
Zehra: En büyük kaygım, masum insanların zarar görmesi. En büyük umudum ise bir gün ülkemde daha adil bir düzenin kurulması ve insanların özgürce yaşayabilmesi. İran halkı bunu hak ediyor, hem de öylesine fazla ki!
“İRAN, İRAN HALKININDIR”
Şu ana kadar kimse size bunu sormadı ama aslında anlatmak istediğiniz ne var?
Ali: Kimsenin sormadığı ama söylemek istediğim şey çoğu insan şunu karıştırıyor: biz kendi rejimimizden nefret ettiğimizi söylediğimizde, bunun dışarıdan bir gücün ülkemize müdahale etmesini ya da ülkemizi ele geçirmesini istediğimiz anlamına geldiğini sanıyor. Oysa bu kesinlikle böyle değil. Evet, bu rejim kendi halkına çok büyük zarar verdi, hatta birçok açıdan dış düşmandan daha fazla acı yaşattı. Ama bu, bizim ülkemize zarar gelmesini istediğimiz anlamına asla gelmez. Biz rejime karşıyız; fakat toprağımıza, halkımıza, altyapımıza ve ülkemizin geleceğine zarar verilmesine de aynı şekilde karşıyız. İran, İran halkınındır. Ne rejimin ideolojik hedefleri için ne de yabancı güçlerin çıkarları için feda edilemez. Son olarak, sorularınızı bu kadar dikkatli, saygılı ve profesyonel bir şekilde hazırladığınız için size içtenlikle teşekkür etmek isterim. Gerçekten çok özenli ve derinlikli sorulardı. Açıkçası bu yaklaşımınız beni olumlu anlamda şaşırttı. Konuyu insani bir hassasiyetle ele almanız benim için çok kıymetliydi. Bu profesyonel yaklaşımınız ve düşünceli sorularınız için size tekrar teşekkür ederim.
Zehra: İnsanların şunu daha iyi anlamasını isterim: Bir rejimi eleştirmek, ülkeyi sevmemek değildir. Biz ülkemizi seviyoruz ve onun zarar görmesini istemiyoruz. Sadece daha adil ve daha iyi bir gelecek istiyoruz.