Sinema ve müziğin kesişme noktasında bir Arelli: ARES

Arel Medya olarak, İstanbul Arel Üniversitesi Sinema ve Televizyon Bölümü 1. sınıf öğrencisi Ercan Yavuz (ARES) ile müzik ve sanat vizyonu üzerine bir röportaj gerçekleştirdik. Sinema eğitimini müzikal anlatısıyla birleştiren ARES, bağımsız bir sanatçı olarak gelecek hedeflerini ve müzik dünyasında bırakmak istediği kalıcı izi paylaştı.

Haber: Peren Yurttaş

perenyurttas25@istanbularel.edu.tr

Müzik serüveninize nasıl başladınız; “Ben bu yoldan yürümeliyim” dediğiniz o kırılma anı neydi? İlk enstrümanınızı elinize aldığınızda ne hissetmiştiniz?

Aslında müzik serüvenime doğrudan bir enstrümanla başlamadım. Çocukken etrafımdaki her şeyle ritim tutarmışım; hatta sırf ritim yapabilmek için evde kırdığım eşyalar olduğunu ailem hep anlatır. Müziğe olan bu ilgimi fark ettiklerinde bana bir davul aldılar ve böylece ritimle olan bağım daha da güçlendi. İlkokula başladığımda ise bağlamaya merak saldım ve kursuna giderek çalmayı öğrenmeye başladım. İlk enstrümanımı elime aldığım an kendimi daha özgüvenli hissettiğimi hatırlıyorum. Enstrümanla tanıştıktan sonra müzik hayatımda hiç durmadı, aksine giderek daha da büyüdü. Çocuklukta başlayan bu bağ, lise yıllarında daha da güçlendi ve o noktada “ben bu yoldan yürümeliyim” dediğimi hatırlıyorum. Liseden sonra müzikle kurduğum bağ daha da derinleşti; zamanla sadece bir ilgi alanı değil, hayatımın ve kimliğimin önemli bir parçası hâline geldi.

Kendinizi geliştirmek için nasıl bir yol izlediniz? Sadece teknik pratikler mi yaptınız yoksa farklı sanat dalları veya felsefeler de müzikal dilinizi besledi mi?

Kendimi geliştirmek için aslında tek bir yönteme bağlı kalmak yerine sürekliliğe odaklandım. Sürekli deneme-yanılma yaparak ilerledim; yaptığım bir şey ilk başta iyi olmasa bile onu nasıl daha iyiye çevirebileceğimi düşünmek benim için önemliydi. Kısacası, kendimi geliştirme sürecimde tek bir yol izlemek yerine farklı yollar denedim ve bu çeşitlilik kendi müzikal kimliğimi oluşturmamda önemli bir rol oynadı.

Gelişim sürecinde yaptığınız bir hatanın, aslında sizi çok daha özgün bir sound’a veya tekniğe ulaştırdığı oldu mu? “İyi ki o hatayı yapmışım” dediğiniz bir anınız var mı?

Geçmişte yaptığım işlere dönüp baktığımda hatalarımı daha net görebiliyorum ve bu da benim için önemli bir öğrenme süreci oluyor. O an fark etmediğim detaylar, zamanla gelişmemi sağlıyor. Bu yüzden bazı hatalar için “iyi ki yapmışım” diyebiliyorum; çünkü bugün daha bilinçli üretmemi ve kendimi sürekli geliştirmemi sağlıyorlar.

Müzik piyasasının beklentileri ile kendi sanatsal doğrularınız arasında kaldığınız anlar oldu mu? Kendi sesinizi korumayı nasıl başarıyorsunuz?

Müzik piyasası aslında üretici açısından bakıldığında dinleyicinin taleplerinden oluşuyor. İnsanlar neyi tüketmek istiyorsa, piyasa onu şekillendiriyor. Eğer büyümek istiyorsan, çoğu zaman dinleyicinin istediği müziği yapmak zorunda kalabiliyorsun; fakat senin kendi yapmak istediklerin farklı olabiliyor. Bu yüzden, kendi sanatım ile piyasa beklentileri arasında sık sık kalıyorum. İnsanların tüketmek istediği şarkılara odaklanıp sadece piyasa müziği üretmek, kısa vadede belki işe yarıyor ama uzun vadede kendi sanatsal sesini rafa kaldırmak anlamına geliyor. Kendi sanatımın yönlendirdiği şeyleri de üretimime dahil etmeye çalışıyorum; bu sayede piyasa müziğiyle kendi özgünlüğümü dengelemeyi başarıyorum.

Müzik kariyerinizin yanı sıra ayrıca İstanbul Arel Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema ve Televizyon Bölümü öğrencisisiniz. Bir yandan yoğun üniversite temposu bir yandan da profesyonel bir şekilde müzikle uğraşmak… Bununla nasıl başa çıkıyorsunuz?

Okuduğum bölüm, müzikten sonra yapmak istediğim işin de bir parçası olduğu için severek okuyorum. İstanbul Arel Üniversitesi’nde aldığım eğitim de bu süreçte bana farklı bir bakış açısı kazandırıyor. Özellikle görsel anlatım, kurgu dili ve prodüksiyon tarafında öğrendiğim şeyleri müzik projelerimde birebir kullanabiliyorum. Üniversitenin bana sağladığı yaratıcı ortam ve sektörel bakış açısı hem sanatçı kimliğimi hem de üretim disiplinimi geliştirmeme katkı sağlıyor. Bu yüzden okul ve müzik benim için birbirinden ayrı iki alan değil; aksine birbirini besleyen iki önemli parça hâline geldi.

Müzikal serüveninizde henüz ulaşmadığınız ama “Bunu yapmadan bu yolculuk tamamlanmış sayılmaz” dediğiniz o büyük hayaliniz nedir?

Kesinlikle müzikal serüvenimde henüz ulaşmadığım büyük hayalim, yaptığım işleri daha fazla kişiye duyurabilmek ve etrafımdaki insanların sıkça sorduğu “Neden albüm veya klip yapmıyorsun?” sorularına yanıt verebilmek. İlk klibim de bir film gibi olmalı. Günümüzde klipler çoğu zaman sadece görsel olarak yayınlanıyor; oysa benim vizyonumda klipler şarkının hikayesini anlatmalı ve seyircinin izlerken adeta bir film deneyimi yaşamasını sağlamalı. Bu nedenle, “bunu yapmadan bu yolculuk tamamlanmış sayılmaz” dediğim şey, oluşmuş bir kitlem için hem albümü hem de hikâye anlatan, güçlü bir klibi gerçekleştirebilmek.

Geleceğe dair vizyonunuzda kendinizi on yıl sonra nerede konumlandırıyorsunuz? Bu süreçte gerçekleştirmeyi hedeflediğiniz en temel planlarınız nelerdir?

On yıl sonra kendimi, bugün istediğim hedeflere ulaşmış ve müzikal anlamda daha olgun bir noktada görüyorum. Bu süreçte bağımsız bir şekilde ilerleyerek, şu anda yayınlamadığım şarkılarımın soundlarını daha ileri seviyeye taşımayı ve müziğimi olgunlaştırmayı hedefliyorum. Aynı zamanda kitlemi yavaş yavaş büyütme planlarım da var; hem müziklerimin daha fazla insana ulaşmasını hem de sahnede ve dijital platformlarda güçlü bir bağ kurmayı amaçlıyorum. On yıl sonra kendimi, müzikal anlamda olgun, kendi tarzını ve kimliğini başarıyla koruyan, hem bağımsız hem de etkili bir sanatçı olarak konumlandırıyorum; albümümü paylaşmış, kitlem oluşmuş ve başarılarımın daha da arttığını görüyorum.