Eylemin İçindeki Bakış: Dr. Öğr. Üyesi Nur Tuğçe Biga ile Merhaba Ankara: Büyük Öğretmen Yürüyüşü

İşçi Filmleri Festivali, bu yıl izleyiciyi sadece bir gözlemci olarak değil, bir direnişin doğrudan paydaşı olarak konumlandıran sarsıcı bir yapımla buluşturdu. İstanbul Arel Üniversitesi Sinema ve Televizyon Bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Nur Tuğçe Biga’nın imzasını taşıyan belgesel, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın İstanbul’dan Ankara’ya uzanan yürüyüşünü odağına alıyor. Yapım, alışılagelmiş belgesel mesafesinden ziyade; kamerayı bir yoldaşlık aracı olarak kurgulayarak sokağın ve hak arayışının nabzını tutuyor.

Haber: Emelsu Dirlik

emelsudirlik25@istanbularel.edu.tr 

Fotoğraf: Peren Yurttaş

perenyurttas25@istanbularel.edu.tr

 

Kameranın Konumu: Dışarıdan Değil, İçeriden Bir Bakış

Belgeselin en karakteristik özelliği, izleyiciye mesafeli bir objektiften ziyade, eyleme katılan birinin gözünden bakıyormuş hissi vermesi. Söyleşi sırasında bu tercihin kesin bir karardan öte, doğal bir süreç olduğunu belirten Biga, süreci şu sözlerle özetliyor: “Ben bu Ankara yürüyüşüne belgesel çekmek için gitmedim, yürüyüşün bir parçası olarak katıldım. Dolayısıyla kamera yürüyüşü dışarıdan birinin bakışıyla değil, hakları için mücadele eden bir öznenin perspektifiyle kaydettim.”  Bu “içeriden bakış”, saf bir tanıklığı da beraberinde getirerek; öğretmenlerin hem o sarsılmaz dayanışma ruhunu hem de sistemin ördüğü duvarlara karşı verdikleri zorlu savaşı tüm gerçekliğiyle yansıtıyor.

 

Güvencesizlikten Onura: “Patronların Değil, Eğitimin Öğretmeni”

Söyleşinin en sarsıcı katmanı; Nur Tuğçe Biga’nın güvenceli iş talebinin sadece ekonomik bir konu değil, doğrudan eğitimin niteliğini belirleyen etik bir mesele olduğunu vurguladığı anlardı. Bugünün eğitim sisteminde öğretmenlerin birer “performans nesnesine” dönüştürülmesine ve her yıl yenilenen sözleşmelerle yaratılan baskı ortamına dikkat çeken Biga, bu sömürü düzeninin hem öğretmeni hem de eğitimi nasıl bir çürümenin eşiğine getirdiğini şu sözlerle aktardı:

“Öğretmenlerin mutlu olmadığı yerde aslında eğitim de nitelikli bir faaliyet olarak yürütülemiyor. Sürekli performans kaygısı güderek çalışan, ‘bir sonraki sene sözleşmem yenilenecek mi?’ diye düşünen bir öğretmenin, akademisyenin verimli olması mümkün değil. Gelecek kaygısı, bilimsel ve nitelikli bir eğitimin önündeki en büyük engeldir. Bizim meselemiz sadece bir maaş artışı değil; öğretmenin zihnini bu kaygılardan özgürleştirmektir.”

Biga’ya göre bu döngüyü kırmanın tek yolu, eğitimi bir pazar alanı, öğrenciyi müşteri ve öğretmeni “maliyet maşası” olarak gören zihniyetle topluca bir hesaplaşmadan, yani “eğitimi patronlardan kurtarmaktan geçiyor. Eğitim faaliyetinin sermayenin boyunduruğundan ve kâr hırsından kurtulması durumunda eğitimin yeniden parasız bir kamusal hak haline geleceğini belirten Biga, ancak bu şekilde öğretmenlerin de mesleki onurlarına uygun koşullara kavuşabileceğini ifade etti.

 

Barikattaki Dik Duruş: “Bir Öğretmen Asla Boyun Eğmez”

Ankara girişindeki direniş sahnesiyle, bu mücadelenin aynı zamanda bir onur meselesi olduğunu da bize gösterdi. Polis müdahalesi sırasında yaşananları anlatan Biga, otoritenin “baş eğdirme” pratiğine karşı yükselen o tarihsel refleksi hatırlattı. Gözaltına alınan öğretmenlerin başlarını eğerek götürülme çabasına karşılık, alanda yankılanan “Bir öğretmen asla boyun eğmez, her zaman dik durur” söylemi, Biga’ya göre yürüyüşün ruhunu özetleyen en temel ifadeydi:

“Sokağa çıkarken herkes bu ihtimali göze almıştı. Gözaltına alınan öğretmenlerde, ne yaptığını bilen ve haklılığından şüphe duymayan bir kararlılık hakimdi. Onlar, mesleğini ve onurunu savunmak için yola çıkmış insanlardı.” Bu duruş, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın yürüyüşünü sadece bir talep listesi olmaktan çıkarıp, eğitimin niteliksizleşmesine ve piyasalaşmasına karşı toplumsal bir “dik duruş” manifestosuna dönüştürdü.