20 Şub “Yalnızlık, en mantıksız ihtimali bile sorgulatmadan kabul ettirir”
Arel Medya’nın basın sponsoru olduğu 32. Adana Uluslararası Altın Koza Film Festivali’nde gösterilen Feridun filminin yönetmeni Utku Ali Güler Arel Medyanın sorularını yanıtladı. Mimarlık disiplinini sinemanın mekânsal diliyle harmanlayan yönetmen, Altın Koza’da dikkat çeken filmi Feridun üzerinden; agorafobiyi, kara mizahı ve insanın bağ kurma arayışındaki trajikomik sınırları anlatıyor. Yalnızlığın en mantıksız ihtimali bile sorgulatmadan kabul ettireceğini belirten Güler, “Mimarlık eğitimimdeki boşluk ve ölçek hissini, Feridun’un tek mekânda sıkışmış dünyasını kurgularken birer dramatik araç olarak kullandım” diyor.
Haber: Hayal Nur Özüyılmaz
Fotoğraf: Eslem Sena Söğüt
Filminizle beraber bu yıl 32’ncisi düzenlenen Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde yer aldınız. Filmi çekme fikriniz nasıl gelişti, bu filmde neyi ele almayı amaçladınız?
Feridun’un çıkış noktası aslında çok tanıdık bir his: Yalnızlık. Filmi tamamladıktan sonra “Nereden çıkmıştı bu film?” diye notlarımı karıştırırken fikri ilk kez pandemi döneminde eve kapandığımız o ilk haftalarda not aldığımı görünce şaşırmıştım ama sonra eş senaristim Arda bu hikâyeyi yıllar önce de anlattığımı söyledi. Demek ki dönemsel değil, zihnimde hep bir yerlerde duran bir fikirmiş. Filmi yaratırken amacım, insanın bağ kurma arayışının ne kadar güçlü olabildiğini anlatmaktı. Gerçeküstü bir durumun içine yerleştirilmiş çok insani bir ihtiyaç aslında bu. Feridun da kendi yalnızlığından çıkmak, birine dokunmak için en beklenmedik yolu bile kabullenebilen biri. Beni çeken taraf da buydu.
İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık eğitimi alırken sinemaya yönelme süreciniz nasıl gelişti? Mimarlık eğitiminiz, sinema dili ve tasvirler açısından projelerinizi nasıl etkiledi?
Mimarlık öğrencisiyken sinema yapma isteğim yavaş yavaş büyüdü. Hatta okuldan ayrılıp sinema okumayı bile düşünmüştüm ama ailem o dönem buna mesafeli yaklaştı. Ben de bir yandan okulumu bitirip hayatımı kurarken bir yandan kendi kendime senaryolar yazıp kısa denemeler çekmeye devam ettim. Mimarlık, düşünme biçimimi çok etkiledi. Bir mekânın duygusunu okumak, ölçeği ve boşlukları hissetmek, insanın fiziksel çevreyle ilişkisini kurgulamak… Bunlar aslında sinemanın da temel meseleleri. Feridun’un neredeyse tek mekânda geçen yapısının ve o mekânın karakter üzerindeki baskısının mimari bir sezgiden beslendiğini düşünüyorum. Kamera yerleşimleri, ritim, boşlukların dramatik karşılığı gibi konularda mimarlığın bendeki etkilerini fark edebiliyorum.
Feridun’un çamaşır makinesi üzerinden haberleşmesi gibi alışılmadık bir fikrin hikâyeye dahil olma süreci nasıldı?
Çamaşır makinesi benim için çocukluğumdan beri hafif ürkütücü, hafif gerçeküstü bir nesneydi. Sıkma programına geçtiğinde çıkardığı ses, bu gürültülü makinenin evin içinde olmaması gerektiği hissi… Bir de o makinede kaybolan çorap tekleri efsanesi… Bunların hepsi zihnimde çamaşır makinesini bir portal gibi konumlandırdı. Film için farklı ev eşyalarını da düşündük ama çamaşır makinesi hep favorimiz olarak kaldı. Çünkü içinde hem mekanik hem de biraz mistik bir taraf var. Aynı anda hem çok gündelik hem de tuhaf.
Feridun’un kişiliği üzerinde çalışırken agorafobinin yarattığı kısıtlanmışlık duygusunu ve iç gerilimi iyi bir şekilde izleyiciye yansıtmak için nasıl bir yöntem izlediniz?
Feridun’un agorafobisini merkeze alırken aynı zamanda onun içe kapanıklığını, yavaş ritmini ve dış dünyaya karşı kırılganlığını da anlatmayı hedefledik. Mekânın da bu kısıtlanmışlığı hissettirmesini istedik. Tek bir dairenin içinde sıkışmışlık, hareket alanının sınırlı oluşu, kameranın çoğu zaman Feridun’a yakın durması… Bunların hepsi seyircinin onun psikolojisini mekânla birlikte deneyimlemesini hedefliyordu. Oyuncu yönetiminde de aynı sadeliği koruduk: Karakteri fazla duygu göstermeye çalışan, iç gerilimini dışa vuran bir karakter değil; her şeyi içine atan, sakin görünen ama içinde sıkışmış biri olarak ele almaya çalıştık.
Feridun’un çamaşır makinesiyle iletmeye çalıştığı mesajları görülemediği zaman çamaşır makinesinin içine girip kendini doğrudan iletme fikrini mantıklı bulduğunu görüyoruz. Burada karakterin yalnızlığını aşma motivasyonu olduğunu görüyoruz. Trajik bir durumu kara mizahla birleştirerek anlatma fikriniz nasıl gelişti?
Aslında yalnızlık çoğu zaman trajikomik bir durum. Sosyal bir varlık olarak kabul ettiğimiz insanın yalnızlıkla imtihanı kara mizaha çok uygun. Yalnızlık bazen insanı öyle bir yere getiriyor ki insan en mantıksız görünen ihtimali bile hiç sorgulamadan kabul edebiliyor. Feridun’un makinenin içine girme fikri, çaresizliğin ve bağ kurma isteğinin ulaştığı son nokta. Ben hayatın trajik anlarında ortaya çıkan absürtlükleri anlatmayı çok seviyorum. Hem karaktere renk veriyor hem de seyirciye bir nefes alacak alan açıyor. Bu nedenle filmin tonunu da trajiyle komiğin arasında tutmak istedim.
Türkiye’nin en prestijli film festivallerinden biri olan Altın Koza’da yer almak sizi nasıl hissettiriyor?
Açıkçası Feridun’u büyük beklentilerle yapmamıştık. Çok küçük bir ekiple ve çok kısıtlı bir bütçeyle, içimizden geldiği gibi bir film çektik. Bu yüzden Altın Koza’da ulusal yarışmada yer almak büyük bir sürpriz ve çok güzel bir motivasyon oldu. Filmin insanlarla buluştuğunu görmek, bir karşılık bulduğunu hissetmek gerçekten harika bir duygu.
Filminiz, izleyici karşısına çıktıktan sonra nasıl dönüşler aldınız? Filmi çekmekteki amacınızı ya da vermek istediğiniz mesajı izleyiciye istediğiniz gibi aktarabildiniz mi?
Beklediğimizden çok daha sıcak tepkiler aldık. İnsanlar Feridun’un yalnızlığıyla ve naifliğiyle bir bağ kurabiliyorlar. Özellikle karakterin iç dünyasının samimi bulunduğunu duymak beni çok mutlu ediyor. Filmin temel amacı bir mesaj vermek değildi, daha çok bir duygu paylaşımıydı. O duygunun karşıya geçmesi, benim için en kıymetli şey.
İzleyiciler; filmin yapım sürecini, kamera arkasını göremiyor. Peki yapım süreci boyunca zorlandığınız bir konu oldu mu, yapım süreci nasıldı?
Kısıtlı bütçeyle film yapmak zaten başlı başına bir zorluk ama bu aynı zamanda yaratıcılığı da tetikliyor. Sınırlı, dar mekan kullanımı, küçük bir ekiple çalışmak, her sorunu kendimizin çözmesi… Bir yandan yorucuydu ama bir yandan da çok özgür hissettirdi. Ama ekip uyumlu olunca her zorluk bir şekilde aşılıyor.
Son olarak, ileride sizi nasıl projelerle birlikte göreceğiz?
Şu an Arda’yla yeni bir kısa film üzerinde çalışıyoruz. Bilimkurgu olacak. İkimiz de bu türde bir şey üretmeyi uzun zamandır çok istiyorduk. Eğer şartlar izin verirse bilimkurgu tarafında ilerlemeyi planlıyoruz. Yani Feridun’un ardından yine gerçeküstülüğe ve insanın iç dünyasına dokunan işler üretmeye devam etmek istiyoruz.
