24 Şub Savaşın Ortasında Bir Arel’li: Kiev’den Bağımsız Gazetecilik
İstanbul Arel Üniversitesi mezunu gazeteci Mehmet Selçuk Ada, savaşın gölgesindeki Kiev’de bağımsız gazetecilik yapıyor. Arel Medya olarak, çatışmanın tam ortasında haber üretmeye çalışan mezun öğrencimizle; Kiev’e gidiş kararından, sahadaki hayata, gazeteciliğin dönüşen reflekslerinden savaşın insani yüzüne uzanan bir söyleşi gerçekleştirdik.
Haber: Yunus Emre Ustaoğlu
Arel Üniversitesi’nden mezun bir öğrenci olarak seni bugün savaşın ortasındaki Kiev’e götüren kararı tam olarak ne tetikledi? Bu karar hangi anda kesinleşti?
Netflix’in Chernobyl dizisinden beri Ukrayna’ya gelmek istiyordum. Savaş çıkmadan hemen önce gelmeyi planlamıştım; kışın bitmesini bekliyordum ama hiç ihtimal vermediğim Rus istilası başladı. Kariyerimin parladığı dönemde kırsalı gezip çok sayıda haber yaptım. Bu haberlerle, kırsalda yaşayan yurttaşları örgütlemeyi ve yanlışın karşısında başarı elde etmenin hazzını yaşadım. Kazandığım bu özgüvenle gazeteciliğin ötesine geçebileceğimi düşündüm.6 Şubat depremlerinden sonra AFAD’ın Hatay’a yardım götürmediğini görünce arkadaşlarımla organize olduk ve AFAD’dan önce bölgeye yardım ulaştırdık. Sosyal medyadaki takipçilerimin ve arkadaşlarımın desteğiyle not ettiğimiz eksikleri birkaç kez bölgelere taşıdık. Bu travmaların, kriz anlarında sakin kalmayı ve çözüm üretmeyi öğrettiğini düşünüyorum.Ukrayna Savaşı’nın dördüncü gününde Antalya’da eylem yapan Ukraynalılara tesadüfen denk geldim. Röportajlar yaparak eylemi haberleştirdim. O günden beri işgal altındaki Ukrayna’ya gelip buradaki insanların hikâyesini dünyaya anlatmak istiyordum. Dört yıl sonra arzuladığım yerdeyim. Acil durum planları, savaş koşullarına hazırlık derken buraya adım atmam üç ayımı aldı.
Türkiye’den çıkıp Kiev’e ulaşman kaç gün sürdü? Yolculuğun hangi aşaması en zorluydu?
Ukrayna hava sahası neredeyse tamamen Rus dronları ve füzeleriyle kapalı olduğu için uçuşlara kapalı. Ben de Moldova’nın başkenti Kişinev’e uçtum. Moldova sınır polisinin Türk pasaportuna karşı oldukça sert olduğunu biliyordum. Havaalanında Alman polisleriyle karşılaştım. Ülkeye girebilmek için senaryolar hazırlamıştım ama yine de Moldova polisiyle 3,5 saat süren ciddi bir mücadele verdim. Sonunda ülkeye girdim.
Sınır geçişleri ve kontroller sırasında seni en çok zorlayan an hangisiydi?
Sorgudan çıktıktan sonra kayıp bavul bölümündeki görevliler bavulumu vermemek için her yolu denedi. Kişinev Valisi dahil herkese şikâyet maili atınca bavuluma kavuştum. Ancak havalimanı polisi, içinde kameralarımın olduğu çantayı incelemek üzere aldı. İki gün sonra otele göndereceklerini söylediler ama ben o gece Ukrayna’ya doğru yola çıkmıştım. Kamera çantam İstanbul’a geri gönderildi. Bu benim için ciddi bir iş ve motivasyon kaybıydı.
Kiev’de bir günün nasıl geçiyor? Güvenlik ve barınma sorunlarını nasıl çözüyorsun?
İstilanın başından beri Ruslar sivil altyapıyı hedef alıyor. Bu yüzden yüz yüze eğitim vermeyen bir üniversitenin yurduna yerleştim. Önceliğim can güvenliğiydi. Günün büyük kısmında elektrik yok; elektrik olmayınca ısınma, sıcak su ve iletişim de olmuyor. İlk beş gün bir çaydanlıkta ısıttığım suyla duş aldım. Hava alarmlarıyla uyanıyor, savunma sistemlerinin sesleriyle uyumaya çalışıyordum. Şehri tanıdıkça, en çok hedef alınan şehir merkezinin aslında en iyi korunan yer olduğunu fark ettim. Bütçemin dört katı pahalı bir otele taşındım. Şu an gece 02.11, hava alarmı aktif ve sabah 09.00’da uzaktan çalıştığım iş için haber yazacağım. Her gece çalan alarmlar ciddi bir stres yaratıyor.
Savaşın ortasında haber üretmek gazetecilik reflekslerini nasıl etkiliyor?
İlk hava alarmını duyduğumda korkuyla telefona sarılıp video çekmeye başladım. Rusların her akşam yüzlerce dron göndermesi insanı zamanla alıştırıyor ama uykuda bile dron sesiyle irkilip kayıt almaya başlıyorum. Ancak Türkiye’deki ve Avrupa’daki insanlar için bunların hâlâ ne kadar ilgi çekici olduğunu kestiremiyorum. Bugün Kiev’de 32. günüm ve her gün ciddi tehlikeler atlatıyorum. Ne anlatmam gerektiğini bazen ben de bilemiyorum.
Bağımsız gazeteci olmak sana ne kazandırıyor, ne kaybettiriyor?
Çok özgürüm. Kimse bana neyi çekmem gerektiğini söylemiyor. Ama sosyal medyada “Putin’e bulaşılmaz” diyen insanlar gerçekten yorucu. Henüz cephe hattına gidecek kadar ülkeyi tanımıyorum. Orada olamamak beni üzüyor çünkü sanki birilerine yardım edebilirmişim gibi hissediyorum.
Bu deneyim dünyaya ve habere bakışını nasıl değiştirdi?
Ölümün ne kadar hızlı ve beklenmedik olduğunu burada gördüm. İnsanların para için başka insanları öldürmesini anlamıyorum. Habercilikte ise ilgi azalınca tıklanmaların düştüğünü fark ediyorsunuz. Online gazetecilik bu matematikle ilerliyor. Bu farkındalık beni daha olgun ama daha yorgun yaptı.
