Reklamla Gelen Umut, Hekimlikle Gelen Gerçek

Yurt Dışından Türkiye’ye Diş Tedavisi İçin Gelen Hastalar Neyi Yanlış Yapıyor?

Yurt dışından Türkiye’ye diş tedavisi için gelen hastalar çoğu zaman kararlarını reklamlara, sosyal medya vaatlerine ve paket kampanyalara göre veriyor. Oysa diş hekimliğinde başarıyı belirleyen şey lüks klinikler değil; doğru endikasyon, bilimsel yaklaşım ve uzun vadeli hekim sorumluluğu. Bu söyleşide, sık yapılan hatalardan reklam dilinin yarattığı algılara kadar pek çok kritik başlık masaya yatırılıyor. Tüm bu konuları Ağız ve Çene Cerrahi Esra Hacıoğlu Menekşe ile konuştuk.

Klinik Seçiminde Yapılan En Yaygın Yanılgılar

Yurt dışından Türkiye’ye diş tedavisi için gelen hastaların en sık yaptığı hatalar nelerdir ve bu hatalar genellikle nasıl reklam diliyle besleniyor?

Yurt dışından farklı bir ülke olarak Türkiye’ye gelip diş tedavisi yaptırmayı tercih eden hastalar, birincil olarak gözle görerek ya da yakın tavsiye ile bir klinik ya da doktor tercihinde ne yazık ki bulunamıyor. Uzak mesafe nedeniyle klinikleri reklamlarda, sosyal medyada, internetteki varlıkları üzerinden değerlendirerek bir tercih de bulunuyorlar. Bu noktada mimari olarak heybetli, lüks tasarım burada yapılan diş tedavilerinin de kusursuz olduğu yönünde bir algı yaratıyor. Tabi ki herkes şık tasarımlı iç mekanlarda tedavi olmak ister, bunu anlayışla karşılıyorum. Fakat aynı zamanda iyi eğitim almış ve spesifik olarak uzmanlığı sizin ihtiyacınız olan tedaviyi yapan doktorlar ile süreci yürütmek de her hastanın istediği bir durumdur. Diş tedavileri sonrasında takibi yapılması gereken uzun soluklu işlemlerdir. Yapıldı ve bitti şeklinde kısa muayeneler değildir. Uzun dönemde dişlerin prognozu, hasta ile doktorun ortak yürüttüğü bir işbirliği gerektirir. Fakat çok büyük ve çok şubeli kliniklerde takdir edersiniz ki doktor sirkülasyonu oldukça fazladır. Tedavinizi takiben birinci yıl kontrolünde aynı doktoru ve size refakat eden diğer kişileri tekrar bulamayabilirsiniz.

Aslında özetlemek gerekir ise tedavinizin uzmanı olan bir doktor ile süreci yürütmek yerine çok şık iç mekana sahip ve yüksek reklam bütçesi ayıran klinikler ile çalışmak en sık yapılan hatalardan biridir.

Sosyal Medya Vaatleri ve Tıbbi Gerçeklik

Sosyal medyada sıkça gördüğümüz “üç günde implant”, “aynı gün sabit diş” gibi vaatler tıbben her hasta için gerçekten mümkün mü?

Tıpta oldukça sık kullanılan bir terim vardır; “hastalık yoktur, hasta vardır”. Aslında bu cümle her şeyi özetlemektedir. Herkesin çene kemiği yapısı birbirinden oldukça farklıdır. Hastanın cinsiyeti, yaşı, geçirdiği hastalıklar, kullandığı ilaçlar, hangi dişlerini ne zaman çektirdiği, hangi bölgede diş eksikliği olduğu, diş eti problemi varlığı, daha önceden hareketli protez kullanımına göre değişkenlik göstermektedir. Bu kadar multifaktöryel yani çok değişkenli bir durum için herkese uygun demek ne yazık ki mümkün değildir.

Burada reklam diliyle söylenmiş olan ve aslında ifade edilmeye çalışılan; çene kemiğine implant uygulamasının hemen ardından implantların anında yükleme yapılarak sabit protezin yapılmasıdır. Bu tedavi yaklaşımı oldukça güncel ve tercih edilen bir tedavidir. Fakat daha önce de ifade ettiğim gibi bu tedavi opsiyonu tüm hastalar için uygulanabilecek bir tedavi değildir. Hasta tercih kriterlerinin doğru değerlendirilmesi kritiktir.

Uzaktan Planlama Ne Kadar Güvenilir?

Sadece ağız içi fotoğraflar ya da WhatsApp üzerinden yapılan yazışmalarla implant ve kaplama tedavisi planlamak ne kadar sağlıklıdır?

Ağız içi fotoğraflar bizim için tedavi planlamaya yeterli bir veri değildir. Sadece fikir sahibi olmamızı sağlar. Hastanın kaç dişi mevcut, genel olarak çürük ya da diş eti problemlerinden mi müzdarip bunları anlayabiliriz. Fakat implant planlaması yapmamıza yeterli değildir. İmplant planlaması yapılabilmesi için hastanın kemik durumunu panoramik röntgen ya da dental tomografiler ile değerlendirmek gerekir. Özellikle diş eti problemlerinde fiziki muayene sırasında yaptığımız ölçümler karar vermemizi sağlayan yegane faktördür.

Röntgende kemik kaybı varlığı olmasına rağmen çekim kararı vermediğimiz durumlar olabilmektedir. Hastalarımız yurt dışından gelmeden önce fiyat bilgisi alabilmek istiyorlar ve bu anlaşılabilir bir durum, yapılması da gereklidir. Fakat bu ağız içi fotoğraflar sizin net tedavinizin sağlıklı bir şekilde planlanabilmesi için ne yazık ki yeterli değildir.

Paket Fiyatların Görünmeyen Riskleri

İmplant ve kaplama tedavilerinde paket fiyat uygulamaları neden hasta açısından riskli sonuçlar doğurabilir?

İmplant ve kaplama tedavilerinde paket fiyat uygulamaları genellikle tüm ağız tedavileri için geçerli olmaktadır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken uygulanan kampanya kapsamından yararlanmaya çalışmak yerine, gerçekten ihtiyacınız olan tedaviye ulaşmak olmalıdır. Eğer ki tüm dişlerinizde kemik kaybı, sallanma, çürükler varsa tabi ki full implant tedavileri uygulanabilir, zirkonyum kaplama yapılabilir.

Fakat örneğin sizin üst çenede beş adet çekilmesine ihtiyaç olmayan dişiniz mevcut iken implant paket fiyat kampanyasından yararlanmak için bunların çekim kararını vermek doğru bir tedavi opsiyonu olmayacaktır.

Konfor Hizmetleri Tedavinin Kalitesini Gösterir mi?

Birçok hasta klinik seçerken otel, VIP transfer ve organizasyon gibi unsurlara bakıyor; sizce bunlar tedavinin kalitesi hakkında gerçekten fikir verir mi?

Diş tedavileri uzun soluklu diş hekimi ile koordineli olabilmeyi gerektiren tedavilerdir. Pek çok hastanın çekindiği veya ertelediği bu tedavi süreçlerinde hastaların kendilerini özel hissetmelerini sağlayacak VIP transferler, sağlanan lüks oteller tabi ki oldukça keyifli ve önemlidir. Fakat her zaman söylediğimiz aslolan doğru tedaviye ulaşılmasıdır.

Benim yurt dışından gelecek hastalara verebileceğim tavsiye, sizin ihtiyacınız olan tedavi konusunda uzmanlaşmış hekimler ile süreci yürütmeleridir. Bunun yanı sıra tedaviniz tamamlandığında kontrol seanslarında aynı hassasiyeti gösterecek, herhangi bir komplikasyon varlığında revizyonu gerçekleştirecek ekipler ile sürecin yürütülmesini öneririm.

Marka mı, Hekimlik mi?

İmplant markası ve kaplama malzemeleri uzun vadeli başarıyı ne ölçüde etkiler, yoksa hepsi aynı sonucu mu verir?

İmplant söz konusu olduğunda hastaların sıkça sorduğu “hangi marka daha iyi?” sorusu anlaşılır ama eksiktir. Günümüzde bilimsel altyapısı olan ve uzun yıllardır piyasada olan pek çok marka benzer osseointegrasyon başarı oranlarına sahiptir. Doğru endikasyon ve doğru cerrahi protokol ile uygulandığında pek çok marka uzun vadede başarılı sonuç verir. Burada farkı yaratan ise hangi hastaya, hangi protetik planlama ile uygulandığıdır.

Zirkonyum, metal destekli porselen ve yeni nesil seramiklerin her biri doğru vakada çok başarılıdır. Burada en pahalısı en iyisidir gibi bir denklem yoktur. Uzun vadeli başarıyı belirleyen, o malzemenin hastanın oklüzal ilişkisine, yumuşak doku yapısına ve bakım kapasitesine uygun seçilip seçilmediğidir.

Şunu söyleyebilirim ki; “tüm markalar aynı sonucu mu verir?” sorusunun cevabı hayırdır, “sadece marka mı sonucu belirler?” sorusunun cevabı yine hayırdır. İyi bir implant sistemi doğru planlama ve iyi hekimlik ile anlam kazanır. Malzeme kalitesi tedavinin sadece bir parçasıdır. Başarıyı belirleyen ana unsur; bilimsel yaklaşım ve deneyimdir.

İleri Cerrahi Her Zaman Gerekli mi?

Kemik erimesi olan hastalara her zaman ileri implant teknikleri önerilmeli mi, yoksa bazen bu da ticari bir yönlendirmeye dönüşebiliyor mu?

Kemik kaybı varlığı implant tedavisinde önemli bir parametredir. Ancak her kemik kaybı varlığında ileri cerrahi gerekir anlamına gelmez. Kısa ve dar çaplı implantlar, modifiye protez çözümleri, implant dışı alternatifler sunmak mümkündür. İleri cerrahi girişimler daha uzun iyileşme süreci, yüksek komplikasyon riski ve hastaya ek bir maddi ve manevi yük anlamına gelmektedir.

Dolayısıyla ileri cerrahi yaklaşımlar ilk seçenek olmak zorunda değildir hatta çoğu zaman son opsiyon olarak değerlendirilmelidir. İleri cerrahi gerekliliğin net olarak açıklanmadığı ve tek tedavi seçeneği olarak sunulduğu durumlar genellikle ticari kaygının varlığını göstermektedir.

Sedasyon Gerçekten Gerekli mi?

Genel anestezi ve sedasyon uygulamaları gerçekten her hasta için gerekli midir, yoksa kimi zaman bir pazarlama argümanı olarak mı sunuluyor?

Genel anestezi ve sedasyonun uygulanabileceği net endikasyonları vardır. Şiddetli dental fobisi olan hastalar, kooperasyon kurulamayan çocuklar, zihinsel ve nörolojik engeli bulunan bireyler, uzun ve travmatik operasyonlar, lokal anestezi ile kontrol altına alınamayan refleksler bunların başında gelmektedir. Bu hasta grubunda sedasyon bir lüks değil gerekliliktir.

Ancak günümüzde estetik diş hekimliğinin popülerleşmesi ile birlikte genel anestezi ve sedasyonun zaman zaman konfor vaadi üzerinden pazarlama argümanı olarak kullanıldığını inkâr edemeyiz. Sedasyon ve genel anestezi doğru hastada ve doğru endikasyon ile uygulandığında çok kıymetlidir ama her hastaya standart bir çözüm gibi sunulması tıbbi değil ticari bir yaklaşım olur.

Garanti Belgesi mi, Hekim Sorumluluğu mu?

Tedavi sonrası yaşanabilecek sorunlarda hastayı asıl koruyan şey nedir; verilen garanti belgeleri mi, yoksa hekimin uzun vadeli takibi ve sorumluluğu mu?

Garanti belgeleri ilk bakışta hastaya güven veriyor gibi görünür. Ancak tıbbi tedavilerde özellikle implant ve protetik uygulamalarda “garanti” kavramı sanıldığı kadar net ve bağlayıcı değildir. Ağız içi ortam yaşayan bir dokudur ve pek çok değişken bu belgelerin kontrolü dışındadır.

Hastaların yaşadığı gerçek korku; “bir sorun oluşursa doktorum beni yalnız bırakır mı?” sorusunun cevabıdır. Burada hekimin uzun vadeli takibi belirleyici rol oynar. Reklam odaklı yapılarda ömür boyu garanti gibi tıbbi gerçekliği olmayan ifadeler kullanılır. Asıl önemli olan hekim ve hasta bağıdır.

Gerçek Hekimliği Reklamdan Ayıran İşaretler

Bir hasta, karşısındaki kliniğin reklam odaklı mı yoksa gerçekten hekimlik yapan bir yer mi olduğunu hangi işaretlerden anlayabilir?

Öncelikle muayene sırasındaki iletişim dili pek çok şeyi anlatır. Eğer muayenede hastanın şikayetinden ziyade paketler ve kampanyalar konuşuluyorsa, tedavi tıbbi bir ihtiyaçtan çok satılması gereken bir ürün gibi sunuluyorsa burada hekimlikten çok pazarlama ön plandadır.

Gerçek hekimlikte tanı ön plandadır, alternatifler sunulur, riskler açıkça anlatılır ve mükemmellik vaatleri yoktur. Özetlemek gerekirse hasta kendini danışan gibi değil de müşteri gibi hissediyorsa, vitrin güçlü olabilir ama hekimlik zayıftır diyebiliriz.