“Mahkûm olmak, kimseyi haklarından mahrum bırakmamalı”

Arel Medya’nın basın sponsoru olduğu, bu yıl 32’ncisi düzenlenen Adana Uluslararası Altın Koza Film Festivali’nde Prosedür filmiyle yer alan yönetmen Rabia Özmen, film fikrinin nasıl ortaya çıktığını, yapım sürecini, izleyici tepkilerini ve sinema serüvenini anlattı. “Mahkûm olması kimseyi haklarından mahrum bırakmamalı” ifadesiyle filmin asıl mesajını vurguladı.

Haber: Diyar Naz Metin

Fotoğraf: Yunus Emre Ustaoğlu

 

Yapımınızla beraber bu yıl 32’ncisi düzenlenen Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde yer aldınız. Filmi çekme fikriniz nasıl gelişti, bu filmde neyi ele almayı amaçladınız?

Bu film, insan hakları ve adalet kavramları üzerine yoğun şekilde düşündüğüm bir dönemde ortaya çıktı. Yaklaşık üç yıl önce bir sağlık sorunu nedeniyle hastaneye gitmiştim ve doktor odasının önünde beklerken elleri kelepçeli bir mahkûm geldi ve karşıma oturdu. İlk anda istemsiz bir şekilde gerildiğimi ve huzursuz hissettiğimi fark ettim. Bir süre sonra bu hislerimin ne kadar yersiz olduğunu düşündüm. Burası bir hastaneydi ve orada bulunan herkes gibi onun da sağlık hizmeti alma hakkı vardı. Mahkûm olması, kimseyi haklarından mahrum bırakmamalıydı. Kendi önyargılarım ve hislerimle yüzleştiğim o an, filmin çıkış noktasını oldu. O an bu duygunun bir filme dönüşeceğini hissetmedim ama beraberinde hissettiğim başka duygular ve gerçekler beni bu aşamaya getirdi.

 

İnsanın bireyselliği ve ihtiyaçlarını konu aldığınız bu filmde karakteri mahkûm olarak seçmenizin, bu denli alışılmadık konseptin sebebi nedir?

Hapishane ve mahkûm hayatı, çoğumuzun doğrudan temas etmediği, bu yüzden de hakkında kolayca tahminlerde bulunduğu bir dünya. Ne yazık ki bu tahminlerin büyük kısmı olumsuz önyargılarla şekilleniyor. Hepimiz yaşadığımız deneyimlere dayanarak bazı önyargılar geliştiriyoruz. Bunlar bireysel düzeyde kalabildiği gibi zamanla toplumsal bir hafızaya da dönüşebiliyor. Mahkûm algısı da bu güçlü önyargılardan biri. Elbette suç işleyen birinin hukuki bir karşılığı olmalı. Ancak bu durum, onun insan haklarından mahrum bırakılması anlamına gelmemeli diye düşünüyorum.

Hayatta düzenin ve kuralların gerekli olduğuna inanıyorum, fakat bazen bu kuralların büyük prosedürlere dönüşmesi vicdanın önüne geçmesi bizi insan olma sorumluluklarımızdan uzaklaştırıyor. Bu nedenle, izleyicinin yabancı olduğu ve çoğu zaman korku ya da mesafeyle baktığı bir dünyaya girerek kendi önyargılarıyla yüzleşmesini istedim. Her zaman gördüğümüz şeyin mutlak gerçek olmadığını hatırlatmayı amaçladım.

 

İzleyiciler; filmin yapım sürecini, kamera arkasını göremiyor. Peki yapım süreci boyunca zorlandığınız bir konu oldu mu, yapım süreci nasıldı?

Film tamamen bir hapishane platosunda geçiyor. Bu nedenle yapım sürecindeki en büyük endişem, kurduğumuz dünyanın yapay ya da sahte hissettirmesiydi. Gerçekle bağı zayıf, dekor hissi veren bir hapishane atmosferinden özellikle kaçınmak istedik. Mevcut bir hapishane platosunu baştan sona hikâyenin ruhuna hizmet edecek şekilde yeniden tasarladık. Sanat yönetmenimiz Sıddıka ile bu süreçte çok detaylı ve titiz bir çalışma yürüttük. Kalabalık bir oyuncu ve ekip kadrosuyla, yaklaşık 50 kişilik bir ekiple çalıştık. Çekimleri yalnızca iki gün içinde tamamlamak zorundaydık. Bu da herkesin olağanüstü bir özveriyle çalışmasını gerektirdi. En büyük şansım, sinemaya gönül vermiş bir ekiple bir arada olmaktı. Herkes filmi kendi işi gibi sahiplendi ve elbirliği ile buralara kadar geldi.

 

Filminiz, izleyici karşısına çıktıktan sonra nasıl dönütler aldınız? Filmi çekmekteki amacınızı ya da vermek istediğiniz mesajı izleyiciye istediğiniz gibi aktardığınızı düşünüyor musunuz?

Filmim,  izleyiciyi pasif bir izleme hâlinde bırakmayan bir hikayenin içine davet ediyor. Kurduğumuz dünya ile, izleyicinin karakterler ve olaylar hakkında tahmin yürütmesini, aktif bir şekilde hikâyeye dahil olmasını istedik. Bu nedenle senaryo aşamasından itibaren her sahnede “izleyici burada ne düşünecek?” sorusunu kendimize sorduk.

Gittiğimiz festivallerde izleyicilerin bu oyuna dahil olduğunu ve dikkatli bir şekilde filme tepki verdiğini gözlemledim. Elbette her film gibi Prosedür’ün de seveni olduğu kadar eleştirenleri de oldu. Benim sinemada en sevdiğim şeylerden biri de bu: Tek bir doğruya işaret etmemesi.

Genel olarak, izleyiciden almak istediğimiz karşılıkları aldığımızı ve anlatmak istediğimiz duygunun izleyiciye geçtiğini düşünüyorum.

 

Sinema ve Televizyon Bölümü öğrencisi olarak da merak ettiğim bir soru: 8 yıl öncesine dönüp kendinize mesleki bir tavsiye verecek olsanız bu ne olurdu?

Ben de bir İletişim Fakültesi mezunuyum ve üniversite yıllarında bu sektör bana oldukça büyük ve ürkütücü gelirdi. Sanırım sektördeki en büyük sorunlardan biri, bu alana girmek isteyenleri farkında olmadan korkutuyor olmamız.

Sinemanın yalnızca üniversitede öğrenildiğine inanmıyorum ama sinema eğitiminin çok kıymetli olduğuna inanıyorum. Eğitim bazen okulda, bazen sette, bazen de bir kitapta ya da izlenen bir filmde olur. Nerede karşılaşacağınız size bağlı.

Sekiz yıl önceki kendime ve benim gibi hisseden herkese şunu söylerdim: “Boğulurum diye yüzmekten korkma. Bazen atlamak kenarda kalmaktan daha iyidir.”

 

Türkiye’nin en prestijli film festivallerinden biri olan Altın Koza’da yer almak sizi nasıl hissettiriyor?

Filmin dünya prömiyerini Saraybosna Film Festivali’nde, Türkiye prömiyerini ise Adana Altın Koza Film Festivali’nde yaptık. Ardından Ankara ve İzmir gibi başka festivallerde de izleyiciyle buluştuk. Festival yolculuğumuzda henüz birinci yılı tamamlamadık.

Yıllardır festivallerde hem izleyici hem de organizasyon tarafında bulunmuş biri olarak Türkiye’de güçlü ve köklü film festivallerinin varlığına inanıyorum. Adana Altın Koza da sinemaseverlerin çok önemsediği, güçlü bir geçmişe sahip bir festival. Bunun bir parçası olmak benim için çok kıymetliydi. Ancak nasıl ki biz yönetmenler her filmde kendimizi geliştirmeye çalışıyor buna kendimizi mecbur hissediyorsak, festivallerin de sürekli dönüşen ve sinemacılarla daha fazla temas eden yapılar olması gerektiğine inanıyorum. Filmlerimizin daha çok izlendiği, daha çok üreticiler ile buluştuğu sinema üzerine daha derin muhabbetler edeceğimiz salonlarda buluşmayı diliyorum. İnanıyorum her sene üzerine katarak ilerlemeye devam edecektir.

 

Son olarak, ileride sizi nasıl projelerle birlikte göreceğiz?

Üzerinde çalıştığım ve geliştirme aşamasında olan birkaç projem var. Yakın zamanda hayata geçirmeyi hedeflediğim yeni bir kısa film projem de var. Ancak ben her hikâyenin kendi zamanını belirlediğine inanıyorum. Bu nedenle geleceğin tam olarak ne getireceğini söylemek zor. Bildiğim tek şey, üretme isteğimin ve anlatma arzumun diri olduğu.