20 Şub “Bu hikâyenin hâlâ insanları etkiliyor olması beni de etkiliyor”
Belgesel sinemanın önemli isimlerinden Bahriye Kabadayı Dal, Çukurova Altın Koza Akademi kapsamında gençlerle bir araya gelerek Devrimci Gençlik Köprüsü belgeseli üzerinden “gerçeğin sinemada nasıl hikâyeleştirilebileceği” üzerine deneyimlerini paylaştı. Yaklaşık yirmi yıl önce tamamlanan belgeselin hâlâ genç kuşaklarda etki uyandırması, Bahriye Kabadayı Dal’a göre belgesel sinemanın toplumsal hafıza üretimindeki belirleyici rolünü yeniden görünür kılıyor.
Haber: Eslem Sena Söğüt
Fotoğraf: Yunus Emre Ustaoğlu & Eslem Sena Söğüt
Altın Koza Film Festivali gibi bir platformda “Hikâyenin Belgesel Hâli” üzerine bir söyleşi yapmak ve bu söyleşide kendi belgeselinizden kesitler sunmak, bir sinemacı olarak sizin için hem kişisel hem de sinemasal açıdan ne ifade ediyor?
Altın Koza Film Festivali kapsamındaki Çukurova Akademi’de genç arkadaşlarla buluşmak çok keyifliydi. Devrimci Gençlik Köprüsü’nü 2005-2007 yılları arasında gerçekleştirmiştim. O dönemde belgesel, izleyicilerin yoğun ilgisiyle yurt içi ve yurt dışında çok sayıda festivalde gösterildi, DVD olarak basıldı. Ve bundan neredeyse 20 yıl sonra Adana’da “gerçeği nasıl hikâyeleştirebileceğimizi” anlatmak için uygun bir örnek olarak Devrimci Gençlik Köprüsü’nün yapım öyküsünü çeşitli parçalarla paylaştım. Toplumsal hafızayı, bu hafızanın sinematografik olarak aktarımında belgesel filmlerin önemini göstermek açısından verimli örnekleri olan bir film çünkü. Bu hikâyenin insanları hâlâ etkiliyor oluşu beni de çok etkiliyor. Özellikle gençlerde etki uyandırması çok güzel.
O dönemde Hakkari’de yaşanan zap suyu problemi, “Boğaza değil Zap Suyu’na köprü!” sloganıyla gündeme gelmişti. Sosyal medyanın ve dijital haberciliğin olmadığı o yıllarda, bu konunun kamuoyuna taşınmasında dönemin medyası nasıl bir rol oynadı?
Zap suyu üzerine böyle bir köprünün yapıldığı tarih 1969. Bir yıl önce ilk yayınını yapan kamu televizyonu dışında diğer kanalların olmadığı bir dönem. Radyo yayınları var. Yazılı basın güçlü. Sol kesimde dergi yayıncılığı var. Farklı görüşlere göre çıkartılan süreli yayınlar. Böyle bir ortamda “Zap’a Köprü” kampanyasının basılı medyanın önemli gazetelerinden biri olan Milliyet tarafından desteklenmesi çok önemliydi. Burada öldürülen gazeteci Abdi İpekçi’nin inisiyatifini de unutmamak gerekiyor. Köprünün yapımı eş zamanlı olarak gazetede haber yapılıyor; ayrıca bazı gazeteciler, daha ayrıntılı şekilde bölge ve köprü kampanyası hakkında röportajlar yapıyordu. Böyle bir köprü yapma fikri; o dönem 68’li gençler tarafından tartışılan feodal düzen, Doğu sorunu, gençlerin toplumdaki rolü gibi konularla beslendiğinden zaten gündemde olan bir konuydu.
Sizce medya, o dönemde bugüne kıyasla daha mı özgürdü?
Evet, tüm zorluklara rağmen, en azından daha çoğulcu bir medya var gibi görünüyor o dönemde. Her ne kadar ben iletişim fakültesi mezunu olsam da bu konuda doğru tahlillere ulaşmak için basın tarihi uzmanlarının çalışmalarına başvurmak daha doğru olacaktır. Ben sadece yaptığım belgesel deneyimi merkezinde görüşlerimi iletebilirim. Düşünsenize, tirajı yüksek günlük bir gazete böylesi bir kampanyaya destek olabiliyor o dönem. Önceki sorunuzda belirttiğim gibi bu noktada, 1979’da Milliyet Gazetesi genel yayın yönetmeniyken öldürülen gazeteci Abdi İpekçi’nin gençleri destekleyici önemli rolünü unutmamak gerekir.
O dönemde köprünün yapımına yardım eden öğrencilere, profesörlerin sosyolojik araştırma yapmalarına sıcak bakmadığını görüyoruz. Sizce bunun nedeni neydi?
Filmde bu sorunun yanıtı var aslında. Birkaç nedeni var bu durumun. Birincisi: Öğrencilerden sorumlu şantiye şefi hocanın amacı, köprü inşaatının fiziki olarak gerçekleştirilmesini ve ortaya bir köprü çıkarılmasını sağlamak. Bu nedenle harç yapmak, beton karmak, taşımak, inşa etmek gibi temel işlerin fiilen yerine getirilmesini bekliyor. Öğrencilerin sosyal araştırma bahanesiyle işlerden “kaytarmasını” istemiyor. İkinci ve daha önemli neden ise, öğrencilerin köprü inşaatı dışında yöre insanlarıyla iletişim kurmasının sakıncalı görülmesi. Yani sol görüşlü gençlerin, yerelde yaşayanlarla ilişkilenmelerinin toplum nezdinde sempatik karşılanması, gençlerin solcu fikirlerinin de oralara taşınmasına sebep olabilirdi. Belgeselde Faruk Pekin’in belirttiği gibi: “Fanus içinde gidip gelmemiz istendi. Hiçbir şeye dokunmayalım. Öylece gidip dönelim istendi.”
Bu yıl 32’ncisi düzenlenen Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde seyircilerle birebir iletişim kurma fırsatınız oldu. Sizce bu deneyim nasıldı, nasıl dönüşler aldınız?
Festivallerde seyirciyle buluşmak her zaman çok güzeldir. Adana da bu anlamda sinemayı seven, özel bir seyirci kitlesine sahip. Ek olarak Çukurova Akademi gençlerin sinemacıların deneyimlerinden faydalanmalarını sağlayan anlamlı bir programdı. Ben de bu sayede hevesli bir dinleyici topluluğu önünde belgesel sinema alanındaki deneyimlerimi aktarma fırsatı bulduğum için mutluyum.
Röportajlara baktığımızda halkın önemli bir kısmının Türkçe bilmediğini görüyoruz.
Bu dil bariyeri, siz ve ekibiniz için ne gibi zorluklara yol açtı?
Çekimlere başlamadan önce Hakkari’yle ilgili danıştığımız kişiler ve çekimler sırasında yerel danışmanlarımız bana ve ekibe çok yardımcı oldular. Kürtçe söyleşileri yaparken soruları Türkçe soruyordum ve danışmanımız Kürtçe’ye çeviriyordu. Verilen cevabı da özetleyerek bana aktarıyordu. Esas sonrasında, çekimler bittikten sonra masabaşı metin çalışması ve kurgu hazırlığı aşamasında tüm o Kürtçe söyleşilerin metinlere dönüştürülmesi (birebir dinleyip yazarak) ve ardından Türkçe’ye çevrilmesi uzun ve meşakkatli süreçlerdi. Bu aşamada da çok değerli gönüllü destekler vardı. Film son haline geldiğinde Kürtçe çeviri ve altyazılar da son bir kez kontrol edildi.
1960’lı yıllarda dünyanın birçok yerinde gençlik hareketlerinin yükseldiğini gördük.
Bugün ise birçok ülkede toplumsal çözülme ya da umutsuzluk hâkim. Sizce bu çürümüşlük hali, benzer toplumsal hareketlerin ortaya çıkmasını engelliyor mu, yoksa tam tersine yeni bir direnişin zeminini mi hazırlıyor?
Yeni ve belki de şu an için formunu tahmin edemediğimiz güçlü bir direnişin zemininin hazırlandığına inanıyorum.
Son olarak, ileride sizi nasıl projelerle birlikte göreceğiz?
Devrimci Gençlik Köprüsü belgeselini 2007’de tamamlamıştık. Ardından 2012’de Boğaziçi Balıkları, 2014’te Hakkâri’nin Gizemli Taşları, 2015’te Baksı; Ütopyadan Gerçeğe, 2021’de Denizlerin Koruyucuları belgesellerini yaptık. 2024 yılı başında Horona Duranlar belgeselini tamamladık. Şu anda Kamera Arkasında sinema filmimizin çekim süreci devam ediyor. Bir yandan da yeni projelerin ön çalışmaları sürüyor.
