PROSTAT KANSERİNDE YENİ DÖNEM: “TEK YOL AMELİYAT DEĞİL”

Dünyada her 7–8 erkekten birine yaşamı boyunca prostat kanseri teşhisi konuluyor. Bu oran, hastalığın ne kadar yaygın ve önemli olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Üstelik prostat kanseri yalnızca görülme sıklığıyla değil, tedavi sürecinin erkeklerin yaşam kalitesi üzerindeki etkileriyle de öne çıkıyor. Çünkü hastaların en büyük endişelerinden biri; cinsel fonksiyon kaybı ve idrar kaçırma gibi hayatı doğrudan etkileyen sorunlar.

Arel Medya olarak, prostat kanserinde değişen tanı ve tedavi yaklaşımını, özellikle de son yıllarda giderek daha fazla konuşulan “fokal tedavi” seçeneğini Prof. Dr. Barış Bakır ile konuştuk.

“Her erkek bu hastalığın farkında olmalı”

Prostat kanseri neden bu kadar önemli bir halk sağlığı sorunu?

Prostat kanseri erkeklerde en sık görülen kanser türü ve her 8 erkekten birinde yaşamı boyunca ortaya çıkma riski var. Bu sadece istatistiksel bir veri değil; aynı zamanda her erkeğin potansiyel olarak bu hastalıkla karşılaşabileceği anlamına geliyor. Ayrıca prostat kanseri, erkeklerde kansere bağlı ölümler arasında da üst sıralarda yer alıyor. Bu yüzden konu sadece “yaygınlık” değil, aynı zamanda “ciddiyet” meselesi. Erken teşhis edildiğinde tedavi edilebilir bir hastalık olmasına rağmen, geç kalındığında ciddi sonuçlar doğurabiliyor.

“Sessiz ilerlediği için geç fark ediliyor”

Prostat kanseri neden çoğu zaman ileri evrede yakalanıyor?

Çünkü genellikle uzun süre belirti vermiyor. Yavaş ilerleyen bir kanser türü olduğu için hastalar yıllarca hiçbir şikâyet yaşamayabiliyor. Bu da “ben iyiyim” algısını güçlendiriyor ve kontroller erteleniyor. Oysa hastalık kemiklere yayılana kadar fark edilmeyebilir. Bu noktada tablo çok daha ağır hale geliyor. Bu nedenle şikâyet beklemeden düzenli tarama çok önemli.

“PSA tek başına karar verdirmez”

PSA testi ne kadar güvenilir?

PSA çok değerli bir tarama aracıdır ama tek başına yeterli değildir. Çünkü prostat iltihabı gibi iyi huylu durumlarda da yükselebilir. Aynı şekilde PSA normal olsa bile prostat kanseri olan hastalar da vardır. Bu nedenle PSA’yı bir “yol gösterici” olarak görmek gerekir, kesin tanı aracı olarak değil. Klinik muayene ve görüntüleme ile birlikte değerlendirilmelidir.

“Tanıda oyunun kuralları değişti”

PSA yüksek çıktığında bugün nasıl bir yol izleniyor?

Eskiden doğrudan biyopsi yapılırdı. Ancak bu yöntemle yapılan biyopsiler çoğu zaman rastgeleydi ve kanser odağı gözden kaçabiliyordu. Günümüzde ise biyopsiden önce prostat MR çekiyoruz. MR sayesinde şüpheli alanları net olarak görebiliyor, hatta bazı hastalarda biyopsiye gerek kalmadan süreci yönetebiliyoruz. Bu, gereksiz işlemleri ciddi şekilde azaltan bir yaklaşım.

“MR doğru çekilmezse tüm süreç etkilenir”

Prostat MR neden bu kadar kritik?

Çünkü tüm tanı sürecinin en önemli basamaklarından biri. Ancak burada cihaz kalitesi ve yorumlayan hekimin deneyimi çok belirleyici. Yanlış ya da eksik değerlendirme, ya gereksiz biyopsiye ya da kanserin atlanmasına yol açabilir. Bu yüzden doğru merkez seçimi hayati önem taşıyor.

“Artık sadece kanseri değil, yaşam kalitesini de korumaya odaklanıyoruz”

Prostat kanserinde tedavi seçenekleri değişiyor mu?

Evet, çok net bir şekilde değişiyor. Eskiden prostat kanseri tanısı alan bir hastanın önünde genellikle iki seçenek vardı: ameliyat ya da radyoterapi. Bu yöntemler kanseri kontrol altına almak açısından etkili olsa da, hastalar açısından ciddi yan etkiler barındırabiliyordu. Özellikle idrar kaçırma ve cinsel fonksiyon kaybı, hastaların en çok korktuğu ve yaşam kalitesini doğrudan etkileyen sonuçlardı.

Bugün ise tıpta yaklaşım farklı. Artık sadece “kanseri yok etmek” değil, “hastanın hayat kalitesini koruyarak tedavi etmek” ön planda. Bu yaklaşımın prostat kanserindeki karşılığı ise fokal tedavi.

Fokal tedavi nedir ve neden bu kadar konuşuluyor?

Fokal tedaviyi en basit haliyle şöyle anlatabiliriz: Prostatın tamamını değil, sadece kanserli kısmını tedavi etmek. Yani hedefe yönelik, nokta atışı bir tedavi yaklaşımı. Sağlıklı dokular korunuyor, sadece sorunlu alan ortadan kaldırılıyor.

Bu aslında yeni bir fikir değil. Yaklaşık 20 yılı aşkın süredir dünyada uygulanıyor ve çok sayıda bilimsel çalışmayla desteklenmiş durumda. Ancak son yıllarda MR teknolojilerinin gelişmesi ve hedefli biyopsi yöntemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte çok daha güçlü bir seçenek haline geldi.

En büyük avantajı ise hastanın günlük hayatından kopmaması. Ameliyat ya da radyoterapi sonrası haftalar sürebilen iyileşme süreçleri yerine, çok daha hızlı bir geri dönüş sağlanabiliyor. Bu da özellikle aktif yaşamı olan hastalar için büyük bir avantaj.

Hastalar neden bu tedaviye yöneliyor?

Çünkü hastalar artık sadece “yaşamak” değil, “nasıl yaşayacaklarını” da önemsiyor. Birçok hasta için en büyük korku, kanserden ziyade tedavi sonrası oluşabilecek yan etkiler. Özellikle idrar kaçırma ve cinsel fonksiyon kaybı, hastaların karar sürecinde çok belirleyici oluyor.

Fokal tedavi bu noktada önemli bir alternatif sunuyor. Çünkü tüm prostatı almak yerine sadece kanserli alanı tedavi ettiğimizde, bu fonksiyonları koruma şansımız çok daha yüksek oluyor. Yani hastaya hem kanser kontrolü hem de yaşam kalitesini birlikte sunabiliyoruz.

Fokal tedavi herkese uygun mu?

Hayır, bu çok önemli bir nokta. Fokal tedavi her hastaya uygulanabilecek bir yöntem değil. Öncelikle kanserin prostat içinde sınırlı olması gerekiyor. Bunun için yüksek kaliteli prostat MR’ı ve hedefe yönelik biyopsiler şart.

Ayrıca hastanın genel durumu, kanserin derecesi ve yayılımı gibi birçok faktör birlikte değerlendiriliyor. Yaklaşık olarak her 4–5 prostat kanseri hastasından biri bu tedavi için uygun oluyor.

Burada en kritik konu “doğru hasta seçimi”. Çünkü doğru hastada uygulandığında son derece başarılı sonuçlar alınırken, uygun olmayan hastada tercih edilmesi riskli olabilir. Bu nedenle hastaya özel değerlendirme şart.

Fokal tedavinin başarı oranı nedir?

Hastaların en çok sorduğu sorulardan biri bu. “Prostatın tamamı alınmazsa kanser tekrar etmez mi?” sorusu çok sık geliyor.

Bilimsel çalışmalar bu konuda oldukça net. Uzun dönemli takiplerde, fokal tedavi ile ameliyatın kanser kontrol oranlarının benzer olduğu görülüyor. Ortalama olarak her iki yöntemde de kanserin tekrar etme oranı yaklaşık %15 civarında.

Ancak burada önemli fark şu: Fokal tedavide yan etkiler çok daha düşük. Yani benzer bir kanser kontrolü sağlanırken, hastanın yaşam kalitesi çok daha iyi korunuyor.

Fokal tedavi sonrası seçenekler kapanır mı?

Hayır, tam tersine avantaj sağlar. Fokal tedavinin en önemli özelliklerinden biri, gelecekteki tedavi seçeneklerini kapatmamasıdır. Eğer ilerleyen dönemde bir nüks gelişirse, tekrar fokal tedavi yapılabilir ya da ameliyat ve radyoterapi gibi seçeneklere geçilebilir.

Ama bunun tersi geçerli değil. Yani ameliyat ya da radyoterapi sonrası seçenekler daha sınırlı hale gelir. Bu açıdan bakıldığında fokal tedavi, hastaya sadece bugünü değil, geleceği de planlama imkânı sunar.

Yan etkiler gerçekten daha mı az?

Evet, veriler bunu açıkça gösteriyor. Fokal tedavide idrar kaçırma oranı yaklaşık %0–1, cinsel fonksiyon kaybı ise %5–10 civarında. Bu oranlar klasik tedavi yöntemlerine göre oldukça düşük.

Elbette bu riskler tamamen sıfır değil ve hastadan hastaya değişebilir. Ancak doğru hasta seçimi ve deneyimli ekiplerle bu oranlar minimum seviyeye indirilebilir.

Son söz: Bilgi korkuyu azaltır

Hastalara vermek istediğiniz en önemli mesaj nedir?

Prostat kanserinde artık tek bir yol yok. Hastaların en büyük hatası, kendilerine sunulan ilk seçeneği tek gerçekmiş gibi kabul etmek. Oysa bugün tıpta çok daha fazla alternatif var. Fokal tedavi de bunlardan biri.

En önemli şey, hastanın tüm seçeneklerini bilmesi ve bilinçli karar vermesi. Çünkü doğru bilgi, korkuyu azaltır; doğru karar ise hayat kalitesini belirler.

Prof. Dr. Barış Bakır Kimdir?

Prof. Dr. Barış Bakır, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı’nda görev yapan, özellikle prostat görüntüleme ve girişimsel işlemler alanında uzmanlaşmış bir radyoloji profesörüdür. Tıp eğitimini 1999 yılında Ankara Üniversitesi’nde tamamlayan Bakır, radyoloji ihtisasını İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nde 2005 yılında bitirmiştir. Aynı kurumda uzun yıllar uzman hekim ve doçent olarak görev yaptıktan sonra profesörlük unvanını almıştır.

Mesleki çalışmalarının odağında prostat görüntüleme yer alan Prof. Dr. Bakır, bugüne kadar 10 binden fazla multiparametrik prostat MR incelemesi değerlendirmiştir. Bu alanda ulusal ve uluslararası birçok bilimsel yayına, kongre sunumuna ve akademik çalışmaya imza atmıştır. Bilimsel gelişmeleri yakından takip etmek amacıyla, ABD’de National Cancer Institute bünyesinde önemli gözlem ve araştırma süreçlerinde yer almıştır.

Prostat kanserinin ileri tanı yöntemleri arasında yer alan PSMA PET ve multiparametrik MR gibi hibrit görüntüleme teknikleri üzerine de aktif çalışmalar yürüten Bakır, bu alanda klinik uygulamalar ve bilimsel araştırmalar gerçekleştirmektedir.

Girişimsel radyoloji alanında da deneyimli olan Prof. Dr. Barış Bakır, özellikle prostat MR/TRUS füzyon biyopsi konusunda uluslararası merkezlerde eğitim almış ve 1000’in üzerinde biyopsi işlemi gerçekleştirmiştir. Bunun yanı sıra prostat kanserinde modern tedavi yaklaşımlarından biri olan fokal tedavi alanında da önemli bir deneyime sahiptir. Avrupa ve Amerika’daki önde gelen merkezlerde HIFU, kriyoterapi ve NanoKnife gibi yöntemler üzerine çalışmalar yapmış, 2019 yılından bu yana bu tedavileri aktif olarak uygulamaktadır. Bugüne kadar 250’den fazla fokal tedavi prosedürü gerçekleştirmiştir.

80’in üzerinde bilimsel makalesi bulunan ve 100’den fazla konferans veren Prof. Dr. Barış Bakır, aynı zamanda Türkiye’de prostat MR ve füzyon biyopsi eğitimleri konusunda birçok kurs düzenlemiştir. Uluslararası ve ulusal birçok saygın mesleki derneğin üyesidir.