“Kırıldığımız yerlerin aslında ışığın içeri girdiği yer olduğunu göstermek istedim”

Arel Medya’nın basın sponsoru olduğu 32. Adana Uluslararası Altın Koza Film Festivali’nde “Alis” ile En İyi Kısa Film Ödülü’nü alan filmin yönetmeni Beril Tan, Arel Medya’nın sorularını yanıtladı. Tan, Alis karakterinin gerçeklikten yola çıkarak yazıldığını vurgularken, “Alis ile izleyicilere, kırıldığımız yerlerin aslında ışığın içeri girdiği yer olduğunu göstermek ve ne kadar zorluk çıkarsa çıksın bizi biz yapanlardan vazgeçmemiz gerektiğini anlatmak istedim” sözleriyle de filmin ana mesajının altını çizdi.

Haber: Yunus Emre Ustaoğlu

Fotoğraf: Yunus Emre Ustaoğlu & Eslem Sena Söğüt

 

Yapımınızla beraber bu yıl 32’ncisi düzenlenen Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde yer aldınız. Filmi çekme fikriniz nasıl gelişti, bu filmde neyi ele almayı amaçladınız?

Alis, benim alt komşum ve yaşadığım apartmanın sahibinden esinlenerek yarattığım bir karakterdi. O da tıpkı kendisi gibi 70’li yaşlarda yalnız yaşayan bir Türkiyeli Ermeni’ydi. Çok yakındık ve hep birbirimizi koruyup kollardık. Çok özgün bir kişiliğe sahipti. Kentsel dönüşüm gibi büyük bir gerçeklik artık kapımıza kadar dayanmak üzereyken “Acaba bizim apartmana gelse komşum evini kaybetme durumunda ne yapar? Nasıl hisseder?” diye düşünmemle alternatif bir evren oluşturdum.

 

Türkiye’nin en prestijli film festivallerinden biri olan Altın Koza’da yapımınızla beraber en iyi kısa film ödülünü kazandınız. Altın Koza’da olmak ve bu denli prestijli bir festivalde genç bir yönetmen olarak Ulusal Kısa Film Yarışması’nda en iyi filmi kazanmak nasıl bir his?

Küçüklükten beri film yapma hayali kurarken hep takip ettiğim çok köklü ve çok değerli bir film festivali. Burada filmimle olmak bir de üstüne filmimin ödüle layık görülmesi bana çok büyük bir motivasyon ve umut veriyor. Film yapmak gerçekten çok zor bir yolculuk ama bu gibi durumlarda insan her şeye değer diyebiliyor.

 

Filmde ana karakter azınlık ve kimlik sorunlarıyla karşı karşıya kalıyor ve böylelikle yabancılaşmayı konu ediniyorsunuz. Sizce yabancılaşma, Türkiye insanının en büyük problemleri arasında mı geliyor? Konu hakkında neler düşünüyorsunuz?

Bu Türkiye’den çok tüm dünyada olan zamansız bir problem bence. Bireyler farklılıklarından kaynaklı toplumdan dışlanabilir hatta başlarına çok daha vahim durumlar gelebilir. Herkes her zaman ve her yerde çoğunluk olamaz. Bu farklılıklarımıza rağmen konfor alanından memnun olmayan insanların vazgeçmeden hayatlarına devam etmeleri ve medeniyeti daha ileriye taşımasıyla mümkün oluyor. Bizi biz yapan ve dünyanın gelişip değişmesine sebep olan durumlar, bu farklılıklar aslında. Bütün bunların ışığında olay şahsi kavgalar değil. Önemli olan, her koşulda bu farklılıklara önyargısız bir şekilde yaklaşıp onlara açık olmak diye düşünüyorum.

 

Filminiz, izleyici karşısına çıktıktan sonra nasıl dönütler aldınız? Bu denli kritik sosyal bir problemi ele aldığınız bir filmde vermek istediğiniz mesajı izleyiciye istediğiniz gibi aktarabildiniz mi?

Enteresan bir şekilde çoğu kişi Alis gibi bir tanıdığı olduğundan bahsetti. Hatta biri bu şekilde dava açarak ve evin sağlamlığını ispat ederek “kurtarmış” apartmanını. İnsanlara bir şekilde dokunan bir hikaye yapmış olmak film yapmanın en güzel yanı bence. Ben, Alis’le izleyicilere, kırıldığımız yerlerin aslında ışığın içeri girdiği yer olduğunu göstermek ve ne kadar zorluk çıkarsa çıksın bizi biz yapanlardan vazgeçmememiz gerektiğini anlatmak istedim. Umarım izleyenlere de bu şekilde dokunuyordur.

 

İzleyiciler filmin yapım sürecini, kamera arkasını göremiyor. Peki yapım süreci boyunca zorlandığınız bir konu oldu mu, yapım süreci nasıldı?

Türkiye’de hali hazırdaki ekonomik koşullarda film yapmak gerçekten zor. Bizim uzun bir maddi destek arayışımız oldu. Çok şanslıyım ki yapımcım Yiğit Serdar Canoğlu’yla büyük zorlukları, aldığımız çok kıymetli desteklerle aştık. Bu maddi ve manevi destekler için tüm ekibime ve ailelerimize çok teşekkür etmek isterim. Deniz Türkali gibi çok değerli oyuncularla birlikte çalışma fırsatı yakaladığım için çok mutluyum. Film yapmak kolektif bir iş ve benim bu mesleği tercih etmemin en büyük sebeplerinden biri de bu. Birlikte hayalini kurduğum bir dünya inşa ettik. Set sürecimizde de her ne kadar keyifli geçmiş olsa da zorluklarla karşılaştık. Yarı yolda bırakıldığımız bazı durumlara rağmen Alis’in dünyasını en ufak ayrıntısına kadar sıfırdan kurduk. Ama tüm bu zorluklara değdi diyebilirim.

 

Son olarak, ileride sizi nasıl projelerle birlikte göreceğiz?

Şu an ilk uzun metrajım üzerine çalışıyorum. Yine hayatımda tanıyıp ilham aldığım bir kadının hikayesi olacak. Kadınlık kavramını sorgulamak ve sorgulatmak istediğim bir proje olmasını hedefliyorum. Kısa bir ipucu vermem gerekirse, bir kadının kendine ait kadınlık tanımını ilk kez aramaya başlamasının hikâyesi.