Sinemanın “Son Malzemesi”: Lorenzo Cioglia ile İtalya’dan Adana’ya bir köprü

Bir Karşılaşma Alanı Olarak Sinema Sinema, teknik bir gösteriden ziyade bir “buluşma” sanatı olabilir mi? Arel Medya’nın basın sponsoru olduğu 32. Adana Uluslararası Altın Koza Film Festivali’nde izleyiciyle buluşan İtalyan yönetmen Lorenzo Cioglia’nın L’ultimo ingrediente (Son Malzeme) filmi, bu soruyu hem hikâyesiyle hem de yönetmenin festivaldeki macerasıyla yanıtlıyor. Cioglia, Adana’nın sıcak misafirperverliğini ve Akdenizli sanatçıların kurduğu kültürel köprüyü, sinemasının en önemli besin kaynağı olarak tanımlıyor. Yaptığı akşam sohbetlerini, Ulu Camii önünde içilen huzurlu çayları ve pazardaki satıcılarla kurduğu samimi iletişimi unutamadığını dile getiriyor. Ona göre Akdenizli sanatçılar arasındaki bu doğal alışveriş, günümüz sinemasına o çok ihtiyaç duyulan “özgünlüğü ve tazeliği” getirecek tek anahtar.

Haber: Peren Yurttaş

Fotoğraf: Eslem Sena Söğüt

 

Türkiye’nin en prestijli film festivallerinden biri olan Altın Koza’ya İtalyan bir yönetmen olarak katılmak size nasıl hissettirdi?

Altın Koza’ya katılmak, L’Ultimo Ingrediente‘nin (Son Malzeme) tüm dağıtım sürecindeki en güzel deneyimlerden biriydi. Hem festivalin hem de meslektaşlarımın gösterdiği olağanüstü misafirperverlik beni çok etkiledi. Ayrıca, Türkiye’nin kitlesel turizmden daha az etkilenen bir kısmına kendimi kaptırmak harikaydı. En önemlisi, Türk filmlerinden ve kısa filmlerinden oluşan geniş bir seçkiyi izleyebilmek ve orada bulunan diğer yönetmenler, senaristler ve yapımcılarla diyalog kurabilmek hayati öneme sahipti. Akdenizli ve uluslararası sanatçılar arasındaki bu kültürel alışverişin, günümüz sinemasına özgünlük ve tazelik getirmenin anahtarı olduğuna gerçekten inanıyorum. Aslında, Altın Koza’ya getirdiğim kısa filmin kalbinde de buluşma teması yer alıyor. Festivalde kendimi sanat ve güncel konular hakkında konuşabileceğim arkadaşlarımın arasında gibi hissettim. Altın Koza her zaman değerli bir anı olarak kalacak.

 

İntihar konusunu kara komediyle ele alan bu filmi çekme fikri nasıl ortaya çıktı?

Filmin ana teması intihar değil. İntihar sadece bir sonuç, başka bir yerde çoktan başlamış bir hikayenin sonuna varmamız gibi. Film, aslında yalnızlık ve buluşma hakkında. Aynı katta, sadece birkaç metre mesafede yaşayan iki insanın birbirinin hayatına dokunamaması fikri bende büyük bir acı uyandırıyor. İzolasyon ve yalnızlık, çağımızın büyük hastalıklarından. Buluşmaya ve kalabalığa ihtiyacımız var. Kara komediyi seçtim çünkü ironi, dünyaya incelikle bakmamızı ve dramı açık bir yürekle kabul etmemizi sağlıyor. Bu sayede film, zorlu konuları ironinin zarafetiyle ele alıyor. Ayrıca, İngiliz kara komedisini her zaman sevmişimdir.

 

Filminizin başka bir organizasyonda en iyi komedi ödülünü kazandığını fark ettim. Komedinin her açıdan yapılması çok zor bir tür olduğuna inanıyorum. Trajik olarak tanımlayabileceğimiz bu filmde komediyi nasıl yansıttınız?

Açıkça trajik olan tek an, yaşlı komşunun oğlunun ölümünü ortaya çıkardığı andır; bunun dışındaki her şey, karakterlerin insanlığını, kendilerini kabullenmelerini ve yalnızlıklarını araştıran bir dramdır. Hayat dramdır, ironi ise bir bakış açısıdır. İroni, drama haysiyet kazandırır ve aynı zamanda dram da komediye üç boyutluluk verir. En iyi komediler sürekli olarak ironi ve dram arasında salınır.

Bana göre komedi, illaki mutluluğa değil, insanlığa, kabullenmeye ve buluşmaya götürmelidir.

 

Sizce sinema, farklı dil ve kültürlerden insanları birleştirme gücüne hâlâ sahip mi, yoksa günümüzde farklı platformların popülaritesinin artmasıyla bu yeteneğin risk altında olduğunu düşünüyor musunuz?

Diğer yanıtlardan da anlaşılacağı gibi, sinemanın hala büyük bir güce sahip olduğuna kesinlikle inanıyorum. Bunu sağlayan ise sinemanın kolektif bir sanat olması. Çünkü var olmak için her zaman “ötekine” ihtiyaç duyar ve aynı zamanda her yere ulaşabilen çok güçlü bir iletişim aracıdır. Yeni platformlar, geçmişte çok daha karmaşık olan küçük, çevresel yapımların bile tüm dünyada dolaşımına olanak tanıdı. Genellikle daha az bilinen platformları piyasaya sürmek için dikkatli bir izleyici kitlesini yakalayabilen, niş ve yüksek kaliteli yapımlara başvuruldu. Bir platform devleştiğinde, kaçınılmaz bir kalite düşüşüyle daha genel ürünleri tercih etme eğilimi göstermesi açık. Ancak bu her zaman oldu: Araçlar değişiyor, sorunlar değil. Sanat sinemaları, film kulüpleri, festivaller ve tiyatrolar, en azından Avrupa ve Akdeniz’de bildiğim yerlerde, hâlâ çok rağbet görüyor. Ticari, genel ürünleri izleyenler bunları evlerinde rahatça tüketirken, sanat veya kaliteli sinema arayanlar salonlarda ve tiyatrolarda kuyrukta beklemeye devam ediyor.

 

Altın Koza’ya katıldıktan sonra Adana’dan unutamadığınız anılar var mı? Altın Koza sizin için ne ifade ediyor?

Adana Koza’da meslektaşlarla sohbet ederek geçirdiğimiz akşamları, Adana Ulu Camii’nin önünde huzur içinde içtiğimiz çayı, pazardaki satıcılarla yaptığımız sohbetleri ve tabii ki bana Türk kültürü hakkında çok şey anlatan filmleri, soru-cevap oturumlarındaki ve salon dışındaki tartışmaları hatırlıyorum.

 

Gelecekte sizi hangi projelerle göreceğiz?

Şu anda üç kısa film üzerinde çalışıyorum, ikisi kurmaca, biri belgesel, hepsi neredeyse tamamlandı. Yakın gelecekte bunlardan biriyle festivale tekrar katılmayı umuyorum.

 

Son olarak, genç yönetmenlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Herkes kendi yolunu hata yaparak, size öğretilenleri bile sorgulayarak bulmalıdır. Kötü hatalar yapmalısınız. Çok kötü hatalar.